Anasayfa   |   Manken   |   Karikatürler  |   Avatarlar  |   E-Kartlar  |   Gazeteler  |   Radyolar  |   Faydalı Bitkiler  |   Reklam  |  


Batman: Kara Şövalye üzerine fikir yürütmeler filmi, Batman: Kara Şövalye üzerine fikir yürütmeler konusu, Batman: Kara Şövalye üzerine fikir yürütmeler oyuncuları, Batman: Kara Şövalye üzerine fikir yürütmeler fragmanları, Batman: Kara Şövalye üzerine fikir yürütmeler resimleri, Batman: Kara Şövalye üzerine fikir yürütmeler sinema, seanslar, film afişi, resmi sitesi, kamera arkası
• Kategoriler
>> melegim.Net
>> AnaSayfa
>> Sine Sohbet
>> Müzik Haberleri
aksiyon (11)
animasyon (11)
belgesel (10)
bilimkurgu (10)
biyografi (10)
dram (15)
gerilim (10)
komedi (10)
korku (10)
macera (10)
müzikal (6)
polisiye (5)
politik (1)
romantik (10)
savaş (10)
suç (10)

Batman: Kara Şövalye üzerine fikir yürütmeler

Madde 1 : Yeni Batman’in eskilerle hesaplaşması:

Evet… Christopher Nolan çektiği iki Batman

filminde de açık bir şekilde eski filmlerden hıncını almaya, mitosu yeniden ama temellerini yıkarak yaratarak onları giderek güçsüz düşürmeye ve Batman denilence akla gelen tek isim olmaya çalışıyor. Bunu bir anlamda başardığını söyleyebiliriz. Zaten nefret edilen uyarlamaların sahibi Joel Schumaer’i şu an kimse bir Batman yönetmeni olarak hatırlamıyor ama iş Tim Burton‘un gotik setleri ve kurgusunu aşmaya gelince Nolan’ın, bu filmlerin ve Burton’un yaramaz çocuk tavrının altında kaldığını ve bu sebeple Batman’i çizgi roman köklerinden uzaklaştırarak yeni bir gerçekliğe oturtmaya çalıştığını, asla Burton’un başardığı bir şekilde Gotham City yaratamayacağı içinde Gotham’dan ziyade bir Newyork fonu kullandığını ve hatta bunu Hong Kong ile birleştirerek iyice yaşadığımız dünya atmosferi sağlamaya çalıştığını görüyoruz ve ne yazıkki pek sevinemiyoruz. Çünkü çocukluğundan beri Batman okumuş herkesin Gotham’ı; lağımlarla, gece yaşayan fareler ve hayat kadınlarıyla, mutasyona uğramış onlarca süper kötüsüyle karanlıktan daha karanlık bir şehirken, Sıradan Newyork kaldırımları ve binalarına indirgenmiş üstelik de gündüz yaşayan bir şehir haline gelmiş… Nolan ilk filmde Gotham’a bu kadar müdahele edememişti ama belli ki artık daha özgür… 3. filmde pelerini olmayan bir Batman ve Bahamalar tadında bir Gotham görürsek şaşırmamalı!  Ayrıca filmin millenyum akımı olan mantıksal gerçeklik düzlemine oturma hevesi yüzünden Batman’in eşşiz fantastik yapısına yaptığı aşırı dokunuş ve karakterlerin tamamının sıradan insanlara dönüşmesi yine ÇR hayranlarını üzecek bir durum. Halbuki Batman’in esprisi; süper güçlerle donanmış binbir fantastik kötü adamın karşısında sıradan bir insan olarak durabilmesidir. Böyle yaralayıcı bir müdaheleyi de pek hoşgöremiyorum ve bir sonraki Batman’in, bir Nolan filmi olmaktan ziyade Batman filmi olmasını temenni ederek bu maddeyi sonlandırıyorum.

Madde 2: Yeni Batman’in ahlaki arayışları

Dürüst olmak gerekir ki hiçbir Batman filmi (Elbette 60′larda yayınlanan çocuksu TV serisi dahil) Batman’in endişeli, dahi ve psikopat tavırlarını gerçek anlamda seyirciye geçiremedi. ÇR’da; masumları katleden bir mutantın bel kemiğini uzun bir dövüşten sonra kanlar içinde kalmış ama delirmiş haliyle ve büyük bir çatırtıyla kıran Batman’i beyazperde de asla göremedik. Tabii ki bunda film yapıldığında milyarlara ulaşacak bir kahramanı ahlaki bir stereotip’e oturtmak gerekliliği ve gişe kaygılarından kaynaklanan bir durum söz konusu olabilir…  Batman ağır travmalar geçiren kötülerle dövüşen ama kendi de pek tekin olmayan bir tipdir. Kendi ahlaki yanını keşfetmesi ise ondan daha manyak bir kıyım makinesi olan halefi Azrail ile dövüşmesinden sonraya denk gelir. Filmin genel ahlak yapısı ise aşırı küstahca bir haklılıkla Amerikan muhafazakarlığının adeta bir sözcüsü haline gelmiş durumda… Batman sırf anarşi ve kaosu durdurabilmek adına herkesin özel hayatına girebilecek teknolojiler geliştiriyor ve izleyiciden de açık bir onay bekliyor. Tabi filmde böyle bir şeyin hiç etik olmadığını söyleyen bir karakter var ve makine kullanıldıktan sonra yokediliyor ama bu saçma özür dilemeyi kabul etmek ancak aptal bir amerikalının yapacağı bir şey… Filmin neredeyse her sekansta bağıra bağıra söylediği “Tüm bu can yakan ve özelinize giren önlemler sizi manyaklardan korumak içindir” söylemi Bizim memlekette pek masum algılanamıyor ne yazıkki… Ayrıca Batman’in Dünyanın bir ucuna (Hong Kong) gidip şaibeli bir vatandaşı paket yaparak uçağa atıp getirmesi de yine sadece Amerikalılara yakışacak bir terbiyesizlik örneği! Film bu anlamda gerçek bir Neo-Con propaganda aracına dönüşüyor ve bir sahne de açık ve seçik Roma Sezarlarının yönetim biçimine hayranlık duyan sözler sarfediyor. Yazık, hem de çok…

Madde 3: Macera Duygusu

Eski Batman’lar gibi fantastik olmak yerine gerçek olmayı şeçen “Kara Şövalye” fantastiğe ellememek adına gırtlağına kadar polisiyeye dalıyor ve neredeyse kendini fazla ciddiye alan bir Dick Tracy filmine dönüşüyor. Sağda sola gezinen mafyalar, (iyice yaşlanmış haline acıdığımız,  hevessizce oynayan bir Eric Roberts) Satılmış polisler, devamlı bir yerleri havaya uçurmaya çalışan ve polislerin özellikle salaklaşarak elinden kaçırdığı bir manyak vs. vs.  Açıkçası o kadar çok olay oluyorken  geçişler ve bağlantılar o kadar üstün körü yapılmışki bir süre sonra “Acaba ben kurgusuz halini mi seyrediyorum?” diye düşünmeye başlıyorsunuz. Tüm bu polisiye olaylar cereyan ederken film affedilemez mantık hatalarını da arka arkaya sıralıyor: içi ağzına kadar insan dolu iki feribotunda bomba yüklü iken bir bomba uzmanının bile bu gemilere gitmemesi gibi… Eğer kendinizi kaptırabilirseniz bazı sahnelerde oldukca gerilip zevk alabilirsiniz ve hatta alacaksınız da ama benim gibi Batman’i ÇR’dan tanıyan biriyseniz boş boş bakma ihtimaliniz daha yüksektir.

Madde 4 : Joker

Batman vizyona gireli daha bir hafta olmasına Joker, dişli rakibi olan Hannibal Lecter’i dahi geçerek “en kötü” oldu. Bunda Heath Ledger gibi çok yetenekli ama o kadar da abartılmaması gereken bir aktörün zamansız ölümünün payı büyük ama açıkcası ben hala Jack Nicholson’un daha eğlenceli ve karizmatik Joker yorumunu tercih ediyorum. Ayrıca Yeni Joker’in açıkça Brandon Lee’nin Crow yorumundan etkilendiğini (ve hatta araklandığını) yani joker’in, joker değilde delirmiş bir Crow olduğunu ve bunun ilginç olmasına rağmen o kadar da orjinal olmadığını düşünüyorum. İronik bir saptama olacak ama Brandon Lee’nin de Crow filminin çekimleri sırasında öldüğünü hatırlatırım. Ayrıca bu kadar manyaklaşmış birinin mutlaka sebepleri olması gerekir ve filmin bunların hiçbirini bize vermeyerek haksızlık yaptığını ve Joker efsanesini yaratanın , Joker’den çok onu yakalamaya çalışan polislerin salaklıkları olduğunu söyleyebilirim. Konu ilerledikce “e ama bu kadar da aptal olunmazki!” deyip Gotham polis teşkilatının IQ seviyesi hakkında ciddi endişeler taşıyabilirsiniz.

Madde 5: Soundtrack

Öyle bir şey yok! ilk filmde kullanılan sound’a yeni hiç bir şey eklenmemiş. Filmin kokusunu veren şeyin müziği olması sebebiyle bu film fazlasıyla Batman Begins kokuyor.

Madde 6: Kadının Adı yok

İlk filmde Katie Holmes tarafından canlandırılan Rachel karakteri bu filmde Maggie Gyllenhaal (soyadını yazmak ne zormuş!) tarafından devralınıyor fakat kadın ırkının işleri ve erkeklerin aklını karıştırmaktan başka bir işe yaramadığı fikrine uygun olarak, film boyunca öylesine boy gösterip nihayetinde ölüyor. The Thing’den beri içinde bu kadar az kadın karakter barındıran film izlememiştim! Ama o film Antartika’da ve izole edilmiş bir alanda geçtiği için bunu anlamak mümkündü diyelim… Sanırım 3. filmde tamamen erkeklerden oluşan bir kadro olacak… Eski Batman’lar bu kadar da maskülen durmuyordu ve kadın kötüler bile vardı: bknz: Poison Ivy… Bu haliyle filmden kadınların zevk alması oldukca zor görünüyor.

Madde 7: Dünyanın en iyi filmi olma iddiası?

Batman : Kara Şövalye’yi bende zevkle izledim. Fakat bir çizgiroman uyarlamasının bu kadar beğeni toplaması ABD’de sinema mefhumunun artık tamamen bir lunapark eğlencesi olarak algılandığı tezimi destekliyor. Korkuyorum ki Büyük ve ciddi filmler artık olmayacak… Gürültülü ve parıltılı bir şovdan ibaret bir sinema anlayışı ciddi sinemaseverleri başka Dünya sinemalarını keşfetmeye mecbur kılıyor ve belki de iyiki de öyle yapıyor…

sadece 1975 yılından bazı filmleri listelersem ne demek istediğimi anlarsınız : One Flew Over the Cuckoo’s Nest Barry Lyndon Dersu Uzala Dog Day Afternoon Funny Lady Young Frankenstein Three Days of the Condor Salo, Or the 120 Days of Sodom Rocky Horror Picture Show Nashville Monty Python and the Holy Grail Jaws Tommy Killer Elite French Connection II

Okunma: 413

Anasayfa | Güzeller | Karikatürler | Oyunlar | Pc Oyunları | Cep Telefonları | Taş Taşlar |İletişim | Reklam İstanbul Rehberi | Ankara Rehberi | İzmir Rehberi | Bursa Rehberi | Antalya Rehberi Haberler Haberler

Copyright © 2006 - 2011, Melegim.Net, Herşey Seninle Başladı.  |  Aşk Sevgi |  Gizlilik ilkesi |  Site Map  |  Site Haritası  |  Slow Türk - slow türk dinle