Anasayfa   |   Manken   |   Karikatürler  |   Avatarlar  |   E-Kartlar  |   Gazeteler  |   Radyolar  |   Faydalı Bitkiler  |   Reklam  |  


Şanlıurfa tatili, Şanlıurfa yerleri, Şanlıurfa fiyatları, Şanlıurfa otelleri, Şanlıurfa rezervasyon, Şanlıurfa yıldız, tesis, resimleri
• Kategoriler
>> melegim.Net
>> AnaSayfa
>> Sohbet
>> istanbul Rehberi
>> Bursa Rehberi
>> Izmir Rehberi
>> Antalya Rehberi
>> Türkiye
Alternatif (18)
Kaplıcalar (33)
Oteller (37)
Tatil Haberleri (33)
Yurt Dışı (30)
Yurt İçi (34)

Şanlıurfa
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bir il olan Şanlıurfa, doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeyinde Adıyaman ve Diyarbakır, kuzeybatısında yine Diyarbakır, güneyinde ise Suriye sınırı ile çevrelenmiş bir sınır şehridir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin orta kesiminde yer alan Urfa’nın büyük bölümü yükseltisi fazla olmayan düzlüklerden oluşmaktadır. Suriye’nin kuzeyindeki düzlüklere ve Fırat Vadisine doğru gittikçe alçalan bu düzlüklere Şanlıurfa Platosu ismi verilir.
İl
in kuzeydoğu kesimini Karacadağ’ın batı bölümü engebelendirir. Sönmüş bir yanardağ olan Karacadağ’ın püskürttüğü lavlar geniş bir alana yayılmıştır. Buradaki en yüksek nokta Karacadağ’ın batısındaki Mandal Tepesi’dir (1.895 m.). Bunun dışında Şanlıurfa platosu üzerinde Harran ile Viranşehir ovaları arasındaki Tektek Dağı (749 m.) ve Kaşmer Dağı’dır (954 m.). Urfa’da Karacadağ’ın güneybatısında Takırtukur Dağları, bunun batısında Yılanlı Dağ, Viranşehir’in güneydoğusunda Karatepe ve Kepez Dağları, Tektek Dağlarının kuzeybatısında Susuz Dağları (801 m.), İl merkezi yakınında Germüş Dağları (770 m.), İlin güneyinde Nemrut Dağları (800 m.), Şanlıurfa-Suruç yolu üzerinde Şebeke Dağları ile Birecik-Suruç yolu üzerinde Şebeke Dağları, Arat Dağları (840 m.) bulunmaktadır. Ayrıca Beş Mağara Dağları, Cudi Dağı, Direkli Tepeleri, Kaşmer Dağı, Korçik Dağı, Sakızlı Dağı, Molla Ömer Dağı, Kalkan Dağı, Nohutçuk Dağı, Külaplı Tepesi ilin diğer yükseltileridir.
Şanlıurfa yapı bakımından III.Jeolojik zamanın son katı olan Poliosen bölümünün karakterini göstermektedir. Eski dünyanın bir bölümü ile birlikte oluşmuştur. Kıvrımlar oluşumundan önce Anadolu’nun bulunduğu sahada Thitys adı verilen bir deniz bulunmaktaydı. Üçüncü Zamanın sonu ve Dördüncü Zamanın başlangıcında gerçekleşen yan basınçlar ve patlamalardan pek etkilenmeyen Şanlıurfa, üzerinde bulunduğu sert kütle üzerinde biraz yükselmiş ve yer yer kıvrılmalara uğramıştır.
Suruç Ovası ile Harran (Altınbaşak) Ovası ilin diğer düzlükleridir. Şanlıurfa’nın en önemli ovası olan Harran Ovasının doğusunda Viranşehir Ovası, batısında da Suruç Ovası yer almaktadır.Ayrıca Fırat Nehri kenarında Halfeti Ovası, Bozova Ovası, Hilvan Ovası ve Karacadağ’ın püskürttüğü lavlarla örtülü Siverek Ovası bulunmaktadır.
Şanlıurfa, dünyanın ve Türkiye’nin en önemli bölgesel kalkınma projesi olan GAP’ın (Güneydoğu Anadolu Projesi) merkezi durumundadır.
İl topraklarını batı, kuzeybatı ve kuzeyde doğal sınırı oluşturan Fırat Nehri sulamaktadır. Siverek Maktalan Geçidi civarında Şanlıurfa topraklarına giren Fırat Nehri, Suriye’ye yönelir. Bu nehir üzerinde Atatürk Barajı, Birecik Barajı, Karakaya ve Kargamış Barajları bulunmaktadır. Bu nehrin suyu iki tünel ile Harran Ovası ve çevresini sulamaktadır. Culap Suyu ile Habur Suyu da ilin diğer önemli akarsularındandır. Bunların dışında; Direkli Suyu, Süleyman Pınarı, Anzeli Pınar, Bamya Suyu, Kerhiz Suyu, Germüş Suyu, Belih Suyu, Cülmen Suyu, Kırkpınar Suyu, Karakoyun, Aligör, Yukarı Koymat, Gölpınar, Çamurlu, Belik, Cavsak, Karaköprü ve Tülmen Deresi bulunmakta olup, bu akarsuların bir çoğu yaz aylarında kurumaktadır.
Hacıhıdır ile Atatürk Barajının oluşturduğu yapay göller bulunmaktadır. İlin kuzey ve kuzeybatısındaki bazı alanlar Atatürk Baraj Gölünün suları altında kalmıştır. Deniz seviyesinden ortalama 518 m. yükseklikteki Şanlıurfa’nın yüzölçümü 18.584 km2, toplam nüfusu 1.436.956’dır.
Şanlıurfa bitki örtüsü Step görünümündedir. Nehir boylarında söğüt, kavak gibi ağaç toplulukları görülmektedir. Fırat Nehri havzasında erozyonu önlemek amacı ile ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır.
İlde Karasal İklim hüküm sürmektedir. Yazları kurak ve çok sıcak, kışları yağışlı ve kısmen ılıman geçer. Kontinental (kara) iklim özelliğinden ötürü sıcaklık farklılıkları görülmektedir. Şanlıurfa’da yıllık ortalama yağış 462 mm.dir. Yıllık ortalama sıcaklık 18.6 C.dir.
İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, turizm ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; buğday, arpa, kırmızı mercimek, çiğit, karpuz, kavun, domates, üzüm, pamuk, patlıcan gelmektedir. Ayrıca az miktarda kayısı, erik, zeytin yetiştirilir. Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında olan Şanlıurfa’da tarım üretimi sürekli artış göstermektedir. Hayvancılıkta sığır, koyun ve kıl keçisi yetiştirilir. Birecik’te Kelaynak Kuşları, Ceylanpınar’da da Ceylanlar için üretme istasyonları kurulmuştur. GAP bölgesi ve Şanlıurfa’daki anıtlar turizm yönünden il ekonomisinde önem taşımaktadır.
Kalkınmada öncelikli iller kapsamındaki Şanlıurfa’daki sanayii daha çok tarıma dayalıdır. İldeki başlıca sanayi kuruluşları; un, şarap, meyve suyu, yem, yün ipliği, çimento, tarım alet ve makineleri üreten fabrikalar, et kombinası, süt ürünleri işletmesi, zeytinyağı ve sabun üretim tesisleri ile halı ve pamuklu dokuma kuruluşlarıdır.
Şanlıurfa yer altı kaynakları bakımından oldukça yoksuldur. Bozova’da fosfat, Suruç’ta tuğla-kiremit hammaddesi içeren cevher yatakları bulunmaktadır.
Urfa’nın eski ismi Şemseddin Sami’nin Kamusü’l Alamı’na göre; “Ur” ya da “Urelkeldaniyn” olup, Büyük İskender’in fethinden sonra Makedonyalılar bu şehri vatanlarındaki Edessa (Vodina) kasabasına benzeterek bu adla ve “Akarsuları güzel” anlamına gelen “Kaliroe” olarak adlandırmışlar, Araplar da “Kaliroe” isminden esinlenerek buraya “Ruha” ismini vermişlerdir. Prof. Fikret Işıltan’a göre İslam döneminde Diyarı Mudar olarak da adlandırılan bölgedeki Urfa’ya Osrhoene Krallığı döneminde verilen “Osrhoene” adının, Kentin Makedonyalılar tarafından “Edessa” ismi ile yeniden kuruluşundan, Süryanice “Urhai-Orhai” olan önceki isminin, Arapça “Er-Ruha”nın Latinleştirilmiş biçimi olduğu sanılmaktadır.
Aşağı Fırat Projesi kapsamında Fırat Nehri kıyılarında, Sultantepe’de, Göbeklitepe’de ve baraj göllerinin altında yapılan kurtarma kazıları yörenin tarihine ışık tutmuştur. Buna dayanılarak Şanlıurfa’da Neolitik Çağ (MÖ.10000-5500) ve sonrasında yoğun bir yerleşmenin olduğu ortaya çıkmıştır. Asur tabletlerine göre burası MÖ.2000’lerde Hurriler ile Mitannilerin yerleştiği bir yerdi. Hitiler Mitanni krallığını ortadan kaldırdıktan sonra yöreye yerleşmişler, MÖ.XI.yüzyıldan sonra da Mezopotamya’dan kuzeye doğru göç eden Aramiler buraya yerleşerek Bit-Adini Krallığını burada kurmuşlardır. MÖ.857’de Asurlulara bağlanan ve sonra Medlerin saldırısına uğrayan yöre, bir süre Babillerin egemenliği altında kalmıştır. MÖ.VI.yüzyılda Persler yöreye hakim olmuş ve buranın ticaretinin ve tarımının gelişmesinde büyük payları olmuştur. MÖ.IV.yüzyılda Büyük İskender Persleri Anadolu’dan çıkardıktan sonra yöreye de hakim olmuştur. İskender’in ölümünden sonra da Seleukosların hakimiyetine girmiştir. I.Seleukos tarafından MÖ.303’te bugünkü Urfa’nın bulunduğu yerde Edessa kenti kurulmuştur.
Edessa’nın, ilk kuruluşu ile ilgili kesin bilgi olmamakla birlikte, Arap tarihçisi Ebul Faraç’a göre, Nuh Tufanı’ndan sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşim merkezinin ilki ve en önemlisidir. Hz. Adem’in çiftçilik yaptığı, Hz. İbrahim Halil, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölge bugün “Peygamberler Şehri” olarak anılmaktadır. Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın mendilinin Şanlıurfa’da bulunmuş olmasından dolayı buraya Dir-Mesih adını vermişlerdir.
Musevi, Hırıstiyan ve İslâm peygamberlerinin atası olarak nitelenen Hz.İbrahim Urfa’da doğmuş, Nemrut ve onun yaptığı putlarla mücadele ettiği için burada ateşe atılmıştır. Lut Peygamber, amcası Hz. İbrahim’in Urfa’da ateşe atıldığını görmüş ve daha sonra buradan Sodam’a gitmiştir. Hz.İbrahim’in torunu İsrafiloğulları’nın atası Yakup Peygamber burada yaşamış ve Urfa’da ölmüştür. Bu nedenle Şanlıurfa inanç turizmi yönünden önem taşımaktadır.
Seleukoslardan sonra Mısırlılar, ardından Aramiler yöreyi ele geçirmiştir. MÖ.132’de burada Abgar, sonra da Osrhoene olarak isimlendirilen bir krallık kurulmuştur. Ermeni Krallığı yönetiminde yağmalanan, bir süre Partların denetiminde kalan Osroene Krallığı MÖ.I.yüzyıl sonlarında Romalılara bağlanmıştır. Romalılar ile Partlar arasında zaman zaman el değiştiren Osroene Krallığı, MS.117’de tamamı ile Roma’nın egemenliğini kabul etmiştir. Aramiler birçok kez Roma’ya karşı ayaklanmışlarsa da bu ayaklanmalar bastırılmıştır. Yöre III.yüzyıl ortalarında Sasanilerin, VII. Yüzyılda Arapların saldırısına uğramış, X.yüzyılda Bizanslılarla Mervaniler arasında el değiştirmiştir.
Bizans’ın hakim olduğu dönemde Ermeni komutanı Philaretos’un yönetimine girmiş, bunu Selçuklu ve Kilikyalı Thoros’un yönetimi izlemiştir. Haçlı Seferleri sırasında 1098’de burada Urfa Haçlı Kontluğu kurulmuştur. 1144’te Musul Atabeklerinden Zengilerin, 1182’de de Eyyubilerin yönetimine girmiş, 1232’de Mısır Eyyubilerine bağlanmıştır. Anadolu Selçukluları ile zaman zaman el değiştiren yöreye Harezmliler hakim olmuş Moğollar tarafından yağmalanmıştır. Anadolu Selçuklularının yıkılmasından sonra da Türkmen aşiretleri buraya yerleşmiş, 1399’da Timur’un, XV.yüzyıl başında da Akkoyunluların eline geçmiştir. Memluklular 1429’da yöreyi yağmalamış, ardından Safaviler yöreye egemen olmuş, 1517’de Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Osmanlı döneminde Celali ayaklanmalarından Karayazıcı’nın başlattığı ayaklanma Urfa’yı etkilemiştir. XIX.yüzyıl sonlarında Halep Vilayetinin Urfa sancağına bağlı olmuşsa da ilin kuzey ve doğusundaki bazı kısımlar Diyarbakır vilayetinin sınırları içerisinde kalmıştır. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın 1839’da isyan etmesi üzerine Sultan II.Mahmut bu isyanı bastırmak üzere Hafız Mehmet Paşayı görevlendirmiştir. Hafız Mehmet Paşa ile Kavalalı Mehmet Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşanın 20 Haziran 1839’da Birecik’te yaptıkları savaş Mısırlıların lehine sonuçlanınca Urfa 4 yıl boyunca Mısırlıların elinde kalmıştır. Urfa 1912 yılında bağımsız bir sancak konumuna getirilmiştir.
I.Dünya Savaşı’ndan sonra24 Mart 1919’da İngilizlerin işgaline uğramış, onların çekilmesinden sonra 30 Ekim 1919’da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Bu işgale karşı yöre halkı karşı koymuş ve bunun sonucu olarak 11 Nisan 1920’de işgalciler Urfa’dan çekilmişler, 4 Haziran 1920’de de tüm yöreyi boşaltmışlardır.
Cumhuriyetin ilanından sonra da il konumuna getirilmiştir. Urfa milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Urfa ili adının “Şanlıurfa” olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi TBMM tarafından 12.6.1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.Urfa ilinin adının Şanlıurfa olarak değiştirilmesi hakkındaki 3020 sayılı kanun 22 Haziran 1984 tarih 18439 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Şanlıurfa’da günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Harran Höyüğü (MÖ.3000-MS.XIII.yüzyıl), Harran Bazda Mağaraları, Harran Çoban Mağaraları, Şuayp Şehri Kalıntıları, Sogmatar Kalıntıları, Pognon Mağarası, Betik Yapısı, Harran’da Sin Mabedi (MÖ.2000), Aziz Paulos-Aziz Petrus Kilisesi, Germüş Köyü Kilisesi, Deyr Yakup Manastırı, Harran Üniversitesi (718-913), Harran Şehir Surları, Harran Kalesi, Urfa Kalesi, Urfa Şehir Surları, Harran Ulu Camisi, Şeyh Yahya Hayat El Harrani Cami ve Türbesi (XII.yüzyıl), Cabir El-Ensar Cami ve Türbesi, İmam Bakır Cami ve Türbesi, Han El-Ba’rür Kervansarayı (1228), Eyüp Nebi Köyü Peygamber Mezarları, Eyüp Peygamber Türbesi, Rahime Hatun Türbesi, Elyesa’Peygamber Türbesi, Urfa Ulu Camisi, Arabi Camisi, Asım Paşa Mescidi, Behramlar Camisi, Çakeri Camisi, Dabbakhane Camisi, Eski Ömeriye Camisi, Hacı Lütfullah Camisi, Hacı Yadigâr Camisi, Halilür Rahman Camisi, Hasan Padişah Camisi, Hayrullah Camisi, Hekim Dede Camisi, Hizanoğlu Camisi, Hüseyin Paşa Camisi, İmam Sekkaki Camisi, Kadıoğlu Camisi, Kara Musa Camisi, Hüseyniye Mescidi, Kıbrıs Mescidi, Kudbettin Camisi, Mevlidi Halil Camisi, Mevlevihane Camisi, Miskinler Mescidi, Müderris Camisi, Narıncı Camisi, Nimetullah Camisi, Nur Ali Mescidi, Pazar Camisi, Rızvaniye Camisi, Siverekli Mescidi, Şeyh Benderiye Camisi, Tokdemir Mescidi, Tuzeken Camisi, Yusuf Paşa Camisi, Yeni Ömeriye Camisi, Selahattin Eyyubi Camisi, Fırfırlı Camisi, Circis Peygamber Camisi, Silvan Camisi, Afkan Tekkesi, Hindistani Tekkesi, Sadık Kalfa Tekkesi, Şeyh Mesut Tekkesi, Şeyh Saffet Tekkesi, Saat Kulesi, Firuz Bey Sebili, Şeyh Ebubekir Sebili, Hafız Süleyman Bozanefendi Çeşmesi, Şeyh Benderiye Çeşmesi, Mustafa Kemal Paşa Anıt Çeşmesi, Sütçü Abdurrahman Efendi Çeşmesi, Hekim Dede Çeşmesi, Emencekzade Çeşmesi, Veli Bey Hamamı, Sultan Hamamı, Vezir Hamamı, Cıncıklı Hamamı, Eski Arasa Hamamı, Serçe ve Şaban Hamamları, Gümrük Hanı, Titriş Kervansarayı, Çarmelik Kervansarayı, Mırbi Kervansarayı, Kazas Pazarı (Bedesten), Sipahi Pazarı, Sarraç Pazarı, ve Türk sivil mimari örneklerinden saraylar, köşkler, konaklar ve geleneksel Urfa evleri, Harran Evleri bulunmaktadır.

 Şanlıurfa Gezgin Gözüyle
Şanlı Urfa'nın 44 kilometre güneydoğusundadır. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran Kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde kurulmuştur. Tevrat'ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söylenilir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamberin torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamberin kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazmaktadır. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini, Harran'da İbrahim Peygamberin evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söylemektedir.
Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö. II. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde "Har-ra-na" veya "Ha-ra-na" şeklinde rastlanılmaktadır. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran'dan "Ha-ra-na" olarak bahsedilmektedir. M.Ö. II. binin ortalarına ait Hitit Tabletlerinde, Hitit'lerle Mitanni'ler arasında yapılan bir anlaşmaya Harran'daki Ay Tanrısının (Sin) ve Güneş Tanrısının şahit tutulduğu belirtilmektedir.
Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu'dan Mezopotamya'ya Mezopotamya'dan da Anadolu'ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur. Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran'da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir. Urfa'nın Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran'da süre gelen Sabiizm varlığını M.S. 11. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir.
Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi "Harran ekolü"dür. Bugün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan, Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları, geceleyin gök yüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Atatürk Barajı ve Urfa Tünelleri vasıtasıyla Harran Ovasına akıtılacak olan Fırat Nehri, Harran'ı tarihteki yeşil ve verimli günlerine kavuşturacaktır.
Şuayb Şehri: Şanlıurfa'dan 88 km uzaklıktaki Özkent köyü adıyla anılan tarihi harabelerdir. Geniş bir alana yayılan ören yerinin surlarla çevrili olduğu ve Roma devrinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Halk arasında Şuayb Peygamberin bu kentte yaşadığına inanılır. Burada Peygamber Makamı olarak ziyaret edilen bir de mağara bulunmaktadır.
Sogmatar: Şanlıurfa'ya 73 km uzaklıktaki kent bugün Yağmurlu köyü adıyla anılmaktadır. M.S.1 ve 2'nci yüzyıllarda Süryaniler tarafından iskan edilmiştir. Kökü Harran Sin Kültürüne dayanan Sabiizm ve Baş tanrı Marilaha'nın kültür merkezi olduğu bilinen Sogmatar ören yerinin Baş tanrıya ve gezegenlere ibadet edilen ve kurban kesilen açık hava mabedi en önemli kalıntılarından biridir. Mabedin duvarlarında Süryanice yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri işlenmiştir. Ayrıca Kalenin batısında bulunan tepedeki kayalara da tanrıları tasvir eden rölyefler ve Süryanice yazılar işlenmiştir.
Nevali Çori: Nevali Çori adıyla tanınan antik yerleşme yeri, Şanlıurfa ili Hilvan ilçesine bağlı Kantara köyünün sınırları içerisinde Fırat nehrinin sağ tarafında ve onun bir kolu olan Katara Deresinin yanında yer almaktadır.
Kazane: Şanlıurfa merkeze bağlı Kazane (Uğurcuk) yerleşim alanının tarihi MÖ 5000-3000'e dayanmaktadır. Çalışmalar sırasında mimari buluntular, evler, sokaklar ve bu döneme ait eserler bulunmuştur. Bu yerleşim alanında höyüğün tepesinde su deposu inşa edilmiştir. Ayrıca Sümerce'yi Akadça'ya çeviren bir alfabe bulunmuştur.
Balıklı Göl: (Aynzeliha Ve Halil-Ür Rahman Gölleri ) Urfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Urfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerleridir. İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. Hz. İbrahim'in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.

 Şanlıurfa Sözlü Tarih
ADEM İLE HAVVA YA İLİŞKİN SÖYLENCE

Söylenceye göre Adem ile Havva Cennetten kovulunca ilk olarak Harran ovasında topraağ basmışlardır.
Ova o vakitlerde yeşillik kuş cıvıltıları olan ve çiçeklerle dolu bir yermiş.Adem ile Havva bir süre bu güzelliği doyasıya izler.Bunca güzellik içinde birtek ağacın olmayışı dikkatlerini çeker.Adem cennetten gelirken yanına aldığı bir nar bir de gül dalını ovaya diker.Bunlar akşama kadar bir adam boyu büyür ertesi ügnde biri al biri de ak çiçekler açar.
Bir süre sonra karınları açıkır Adem:"Ak gülü narı bir günde büyüten toprak benide doyurur" der ve toprağı işlemeye karar verir.Ama ne ekeceğini  düşünürken Havva avucunu açar içinde cennetten getirdiği bir buğday tanesi vardır.Sevinçle işe koyulurlar.
   Adem ak gül ağacın dalından saban yapar.boyunduruğa koşulup toprağı sürmeye başlar.bu yorgujn iş yüzünden  bir süre sonra iiyice yorulur ve kımıldayamaz hale gelir.Havva yardıma gelir ama bir süre sonra da oda yorgunluktan çalışamaz hale gelir.O yıl az ürün alırlar .Bir yıl İki yıl  derken dermanları tükenir.
Bir gün öğle sıcağında yine toprakla uğraşırkan ansızın yanlarında bir sarı öküz belirir.Boynunu boyunduruğa doğru uzatır.Adem bu yorucu işten kurtulduğuna o kadar sevinirki sarılıp öküzü gözlerinden öper.Ondan sonra her sabana koştuğunda bu işlem tekrarlanır.
İnanışa göre  Harran Ovası yer yüzünde ilk sürülen,ilk ayak basılan topraktır.Buğdayın ak gülün narın kutsallığı Cennet'ten getirilmiş olmalarındandır.Günümüzde de çiftçilerin öküzleri gözlerinden öpmeleri Adem'den kalma bir gelenektir.
İsa'nın kutsal Mendili
 Urfa'ya egemen olan yönetici deva bulmaz bir hastalığa yakalanır.Bir mektup yazıp İncil'e inandığını ,Urfa'ya gelirse halkıyla birlikte kendisine iman edeceklerini İsa'ya bildirir.
İsa çok sevindiğini ama Urfa ya gelemeyeceğini söyler.Bir mendil yüzüne sürerek ziyaretçilere verir.Mendile yüzünün resmi çıkmıştır.
Elçiler Urfa'ya yarım saat kala günümüzde Eyüp Peygamber Makamı diye bilinen yerde kazayla mendili bir kuyuya düşürürler.Suyun yüzeyinde İsa'nın yüzü belirir.Binbir zorlukla çıkarılan mendil yöneticiye götürülür.Mendil sürülür sürülmez yaralar iyileşir.Kutsal sayılan mendil uzun süre saklanır.İslam dini yöreye egemen olunca müslümanların eline geçer.Memun Bizans'la yaptığı bir savaşta yenik düşer.Barış antlaşmasında Bizanslılar,tutsakların geri verilmesi için kutsal mendilin kendilerine teslimini şart koşarlar.Mendil verilir tutsaklar geri alınır.
 Mendilin düşürüldüğü kuyu Hristiyanlar ca kutsal sayılır.Her yıl dönümünde geceden oraya gelirler.Adaklar adanır,törenler yapılır.Kuyu başına yalınayak gitme gereğine inanalar çoktur.Bu yıl dönümü ,inanışa göre Paskalya Yortu'nun yirminci günüdür.
İnanışa  göre günümüzde Peygamber'in ateşe fırlatıldığı mancınıklar olarak bilinen sütunlar ,aslında bu kuyu v emendilin anısına dikilmiş anıtlardır.Birnin altına bitmeyen altın,birinin altına bitmeyen su gömüsü yerleştirilmiştir.Biri yıkılırsa Urfa suya diğeri yıkılırsa altına garkolacaktır.
Karakoyun Deresi ve Hızmalı köprü söylencesi
Kentin güneydoğusunda yoksul bir ana oğul yaşamaktadır.Oğul kasarcı çayında kasarcılık yapmaktadır.
Günün birinde yöreye gelen bir derviş,birkaç gün delikanlıyı izledikten sonra :"Oğlum seni izledim.Görüyorumki çalışkan  dürüst bir insansın Anladığıma göre dardasınız.Yakında ülkeme döneceğim ,orası varsıl bir yerdir.İstersen sende benimle gel" der.Delikanlı anasına tanışır,kadıncağız hiçolsun oğlum yoksulluktan kurtulsun der gitmesine izin verir. Derviş delikanlıyı tekkesine getirir ve eğitmeye başlar.Günün birinde delikanlı çarşıda güzel bir kız görür.Ona sevdalanır.Soruşturulunca sevgilisinin Karakoyunlu Beyi'nin kızı olduğunu öğrenir.Umutsuzluktan yemekten içmekten kesilir.Derviş durumu öğrenince "tasalanma gider kızı isteriz,"der.Ertesi gün saraya varır.Bey öfkelenir.Ama saygısızlık olmasın diye sesini çıkarmaz.Dervişe kırk gün içinde istediği armağan ve paralar getirilince kızını vereceğini söyler.İstekleri kırk gün içinde temin edilecek gibi değildir.Üstelik dervişte yoksulun biridir.Durumu öğrenen derviş umutsuzdur ve günden güne erimektedir. Kırkıncı gün derviş uyandığında tekke avlusunda altın mal yüklü develerin beklediğini görür.Koşup dervişe haber verir.Derviş gülümser.Alıp bunları beye götürür.Çaresiz kalan bey kızını verir ve düğün dernek kurulur.
Derviş delikanlıyı gerdeğe girmeden bir köşeye çeker iki rekat namaz kılmasını sonrada kendisi için dua etmesini söyler.Delikanlı çektiği acılardan sonra öylesine mutlu ve coşkuludur ki namaz kılar ama derviş için dua etmeyi unutur.Ertesi gün uyandığında kendini Kasarcı çayı kenarında bulur.Olan olmuştur.Gidip olanları anasına anlatır ve tekrar eski yaşamlarına dönerler.
Kız uyandığında kocasını yanında göremeyince her yeri aratır,ama izine bile rastlamaz.Dervişte yitmiştir.Vakti gelince kızın bir oğlu olmuştur.Çocuk biraz büyüyünce hem gittiği yerlerde kocasını aramak hemde hac görevini yerine getirmek için yola koyulur.Urfa'ya varır.Samsat Kapısı önünde çadır kurarken bağrışmalar duyar Kentin ortasından geçen dere taşmış evler sular altında kalmıştır.Bey kızı Birkaç yılda bir yinelenen su baskınından kenti kurtarmak ister.Hac parasını bu işe harcayacaktır.Tellallar çağırtır halkı hendek kazmaya davet eder.
Anasının isteğiyle delikalı da hendek kazanlar arasındadır.Günün birinde bey kızının çocuğu bir ağlama tutturur,bir türlü susturulamaz.İşçiler oyalamak için kucaklarına alır elden ele geçirirler,çocuk babasının kucağına gelince susup etrafına gülücükler dağıtmaya başlar.Bey kızı delikanlıyı hendek işinden alır.Çocuğu eğlemekle görevlendirir.
Delikanlının anası oğlunun bohçasını karıştırırken altın sırmalı düğün elbisesini görür."Oğlum artık bu elbise bizim durumumuza yaraşmaz,onu kente bunca iyiliği olan hatuna armağan edelim de bizden bir anmalık olsun".der.Giysi Bey kızının çadırına götürülür.Kız armağanı görünce kendi el işlemelerini görüp tanır.Getirenin bulunmasını ister.Delikanlıyı getirirler iki sevdalı buluşur.
Bu arada hendek tamamlanmıştır.Derenin yatağı değiştirilerek taşkın tehlikesi önlenmiştir.Ardından dere üzerine bir de köprü yapılır.Yıkılınca yenisi yapılsın diye köprü ayaklarından birini altına bey kızı tarafından altın hızma koyulur.Bu yüzden buraya bey kızının adından dolayı Karakoyun Deresi ile ayaklarındaki hızmadan dolayı da Hızmalı köprü denir .
Bey kızı ile delikanlı burada mutlu bir yaşam sürerler.Ölünce de Karakoyunlu Deresi'nin kenarına gömülürler.

Ulu Cami (Kızıl Kilise) (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi, Yıldız Meydanı’nda Cami-i Kebir Mahallesi’nde bulunan Ulu Cami’nin bulunduğu yerde MS.V.yüzyılın başlarında Aziz Stefanos anısına yapılmış bir kilise bulunuyordu. Bu kilisenin kırmızı renkteki mermer sütunlarından ötürü de kaynaklarda ismi Kızıl Kilise (Dermesik) olarak geçmiştir. Bu kiliseye ait duvar kalıntıları, sütun ve sütun başlıkları, caminin avlu giriş kapısı günümüze gelebilmiştir. Ayrıca caminin minaresi olarak kullanılan çan kulesi de kiliseye aittir.
Ulu Cami’nin bu kilisenin olduğu yere ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Camideki kitabeler ise daha sonraki dönemlere ait onarım kitabeleri olup, yapımı ile ilgili bir bilgi vermemektedir. Bazı kaynaklar Ulu Cami’nin 1145’te yapıldığını ileri sürmüşlerse de bu da bilimsel olarak kanıtlanamamıştır. Yalnızca caminin doğu duvarına bitişik olan Eyyubi dönemine ait medresenin cami avlusuna bakan kapısı üzerindeki kitabede; Selahattin Eyyubi’nin medreseyi 1191’de yaptırdığı yazılıdır. Buna dayanılarak caminin medreseden önceki bir tarihte yaptırılmış olabileceği düşünülürse, caminin Zengiler döneminde XII.yüzyılın ortalarına tarihlendirilmesi mümkündür.
Ulu Cami Şanlıurfa’nın en eski camilerinden biridir. Mimarı bilinmemektedir. Ulu Cami bir avlu ortasında olup, bu avluya batı, doğu ve kuzeyindeki kapılardan girilmektedir. Avlu içerisinde Haçlı savaşları sırasında ölenlerin mezarları ile Mevlâna Halidoğlu’nun türbesi bulunmaktadır.
Cami kesme taştan dikdörtgen planlıdır. Son cemaat yeri on dört sivri kemerle avluya açılmaktadır. Avludan camiye giriş kapısı siyah ve beyaz taşların alternatifli olarak dizilmesi ile meydana gelmiş sivri kemerlidir. Yapının özgün bölümü olan bu kapının iki yanındaki sütunçeler girişe zengin bir görünüm kazandırmıştır. İbadet mekânı mihrap duvarına paralel, üç sıra çapraz tonozlu üç sahınlıdır. Erken Ulu Cami tiplerinin tipik bir örneğidir. Orta eksenden yana doğru kaymış olan mihrap önü sivri kemerlerin taşıdığı tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Bunun dışında kalan bölümler on bir sütun sivri kemerlerle birbirlerine bağlanmış ve üzeri de düz bir dam ile örtülmüştür. Bu sütunların meydana getirdiği üç sahın birbirine eşit değildir. Her sahının üzeri de ayrı ayrı çapraz tonozlarla örtülmüştür. İç içe sivri kemerli yuvarlak niş biçimindeki mihrap özgündür. Bununla beraber yanındaki minber ve girişin üstündeki müezzin mahfili orijinal olmayıp, daha sonraki dönemlerde yapılmıştır.
Kilisenin çan kulesi olan minare kesme taştan sekizgen kaideli ve sekizgen gövdelidir. Gövde üç silme ile bölünmüştür. Bunlardan üçüncü bölümde kemerli dikey pencereler bulunmaktadır. Sonraki dönemlerde burası saat kulesine dönüştürülmüştür.

Mevlid-i Halil Camisi (Merkez)
Şanlıurfa’da İbrahim Peygamber’in doğduğuna inanılan mağara yakınında bulunan bu caminin olduğu yerde Seleukoslar dönemine ait bir mabet olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. MS.150 yıllarında bu tapınağın üzerine bir kilise yapılmış, daha sonra 201-203 yıllarında sel nedeniyle harap olan kilisenin olduğu yere 313 yılında Piskopos Qona tarafından yeni bir katedralin yapımına başlanmıştır. Bu katedral Şanlıurfa’nın İslam egemenliğine geçmesinden sonra harap olmuş ve buraya cami yapılmıştır.
Hz.İbrahim’in doğduğu kabul edilen mağaranın giriş kapısı üzerinde 1808 tarihli bir kitabe bulunmaktadır. Aslında onarım kitabesi olup, Seyyid Muhammed El Mesud tarafından onarıldığı yazılıdır. Caminin kapısı üzerindeki bir başka onarım kitabesinde de 1852 yılında Mahmut oğlu Mahmut Ağa tarafından onarıldığı yazılıdır. Bu kitabelerin yanı sıra avlunun güneydoğusundaki odalardan birinde 1855 tarihinde Ahmet Bican Paşa tarafından ve Derviş Musa isimli bir kişi tarafından onarıldığını belirten yazılar bulunmaktadır.
Caminin avlusu ve avlu kapısı Hacı Müslim Hafız tarafından 1947 yılında halkın yardımı ile yaptırılmıştır.
Caminin çeşitli yerlerinde bulunan bu kitabelerden anlaşıldığına göre Hz. İbrahim’in doğduğu sanılan mağara çevresindeki yapılanma XVIII.yüzyılda başlamıştır. Cami bu mağaranın batısına yapılmıştır. Kesme taştan dikdörtgen planlı olan caminin üzeri tonoz örtülüdür. Mağara ile cami arasındaki duvar üzerine de küçük bir minare yerleştirilmiştir. Ayrıca caminin güneydoğusuna ve kuzeybatı köşesine de iki minare daha eklenmiştir. Bu minarelerden birisi Hacı Ayşe Hanım tarafından 1930 yılında yaptırılmıştır. Bu minareler kesme taştan tek şerefeli ve yuvarlak gövdelidir.

Halil’ür Rahman Camisi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi Gölbaşı Mahallesi’nde bulunan Halil’ür Rahman Camisi minaresinin batı ve kuzey yönündeki kitabelerden öğrenildiğine göre; Selahattin Eyyubi’nin yeğeni El Melik’ül Eşref Muzafferüddin Musa tarafından h.608 (1211-1212) yılında yaptırılmıştır. Bazı kaynaklarda da bu caminin Abbasi halifelerinden Me’mun tarafından yaptırıldığı ileri sürülmüş ancak, bunu belirten bir belgeye rastlanmamıştır. Bazı iddialara göre de bu caminin bulunduğu yerde eski bir kilise vardı. Bu kilise, 504 yılında Urbisyus’un maddi yardımları ile Monofistler asına Meryem Ana Kilisesi olarak yapılmıştır.
Balıklı gölün kuzey kıyısındaki Halil’ür Rahman Camisi’dir. Halk arasında bu camiye Döşeme Camisi veya Hz.İbrahim’in makamından ötürü Makam Camisi ismi de verilmiştir. Şanlıurfa’daki en erken tarihli cami olarak nitelenen bu cami, yapıldığı dönemden sonra Eyyubi mimarisini yansıtan özelliklerini büyük ölçüde yitirmiş ve son olarak 1810 yılında yapılan büyük bir onarım sonucunda da bugünkü durumunu almıştır. Caminin doğu cephesindeki kitabede; “Peygamberlerin atası Halil’ür Rahman’ın makamı olan bu cami 1225 (1810) tarihinde yaptırılmıştır” yazılıdır. Caminin batı kısmına bitişik Makam bölümünün batı kapısı üzerindeki ayet yazılı kitabede de h. 1228 (1871) tarihi bulunmaktadır. Bu da caminin iki ayrı dönemde onarıldığını göstermektedir.
Cami kesme taştan, dıştan kareye yakın dikdörtgen planlı, ibadet mekânının ortasındaki dört payenin taşıdığı pandantifli bir kubbe ile üzeri örtülüdür. Bunun etrafında sekiz çapraz tonozlu, mihrap duvarına paralel üç sahınlı bir plan ile karşılaşılmaktadır. Caminin kuzey duvarının yanında Halil’ür Rahman Gölü’nün oluşundan ötürü son cemaat yeri yapılmamıştır. İçerisi tonoz kemerlerin altındaki üçerli pencere grupları ile aydınlatılmıştır. Mihrap yarım daire şeklinde olup, sütunçelere dayanan kademeli ve üst üste iki sivri kemerlidir. Buradaki kesme taştan minber ise oldukça sade bir görünümdedir. Üzeri basit ve piramidal bir külah ile örtülmüştür. Caminin içerisi kireç ile sıvanmış olduğundan herhangi bir bezeme ile karşılaşılmamaktadır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1991 yılında yaptığı onarımda, caminin ana duvarları üzerine korkuluk şebekeleri eklenmiş ve burası kubbelerle çevrili bir teras konumunda getirilmiştir.
Caminin güneydoğu köşesinde bulunan ve içerisine ibadet mekânından girilen kare planlı minarenin Bizans dönemindeki kilisenin çan kulesi olduğu da iddia edilmiştir. Ancak, bugünkü konumu ile bunu kanıtlamak çok zordur. Minarenin gövdesi yatay silmelerle, akantus yaprakları ile bezenmiştir. Batı cephesine de nesih yazılı altı satırlık bir kitabe yerleştirilmiştir.

Rıdvaniye (Rızvaniye) Camisi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi Gölbaşı Mahallesi’ndeki Halil’ür Rahman Külliyesi’nin bölümlerinden biri olan Rıdvaniye Camisi Rakka Valisi Rıdvan Ahmet Paşa tarafından h.1129 (1717) yılında yaptırılmıştır.
Rıdvaniye Camisi halk arasında Zulmiye ismiyle tanınmıştır. Bu cami kesme taştan, dikdörtgen planlı bir plan düzeninde olup, ortadaki daha büyük olmak üzere üç kubbe ile üzeri örtülmüştür. Caminin girişinde üç bölümlü, üç kubbeli bir son cemaat yeri, doğusunda da tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Son cemaat yerinin üç kubbesinden ortadaki daha büyük olup, yanlardaki kubbeler yarım tonozlarla genişletilmiştir.
İki renkli taşların alternatifli dizilmesi ile hareketlendirilen basık kemerli bir kapı ile ibadet mekânına girilmektedir. İbadet mekânı yarım payelerle üç sahna ayrılmıştır ve bunlardan orta bölüm kare, yan bölümler ise dikdörtgen planlıdır. Bu bölümlerin üzeri kubbelerle örtülmüştür.
Ahşap kanatlı giriş kapısı çağının en güzel geçme ve kakma tekniğinde yapılmıştır. Üzeri bitki motifleri ile bezenmiştir. Ayrıca kartuşlar içerisinde on beş beyitlik tarih manzumesini Urfalı Şair Nabi yazmıştır. Köşeli bir niş şeklinde, yarım kubbeli mihrap, siyah beyaz iki renkli taştan yapılmıştır. Minber balkon şeklinde olup, duvar içerisindeki taş bir merdivenle çıkılmaktadır. İbadet mekânı her cephede açılmış pencerelerle oldukça aydınlıktır.
Taş kaide üzerine sekizgen gövdeli minaresi mukarnaslı şerefesi ile dikkati çekmektedir.

Kadıoğlu Camisi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi, Kadıoğlu Mahallesi, Su Meydanı Mevkii’nde bulunan bu cami, Urfa’nın eski şehir kapılarından Samsat Kapısı yakındadır. Vakfiyesinden öğrenildiğine göre; Kadızâde Hüseyin Paşa tarafından 1694 yılında yaptırılmıştır.
Osmanlı cami plan tipleri arasında, sekiz payeli camiler grubundan olan Kadıoğlu Camisi kesme taştan yapılmıştır. Bu plan şekli Diyarbakır’da XV.yüzyılda yapılmış olan Şeyh Sefa Camisi ile benzerlik göstermektedir. İbadet mekânı payelerin yardımı ile dikdörtgen planlı olup, üç sahna ayrılmıştır. Bunlardan orta bölümün üzeri dört payenin taşıdığı merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Bunun dışında kalan bölümler çapraz tonozludur. Tonozların yardımı ile de ana mekân yanlara doğru genişletilmiştir. Caminin önünde beş bölümlü, üzeri çapraz tonozlu bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Mihrap ve minberi özelliğini yitirmiştir.
Caminin en dikkat çeken tarafı giriş portali üzerindeki minaresidir. Bu minare Urfa Kaymakamı Bahri Paşa tarafından 1844 yılında yaptırılmıştır. Yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minarenin altının boş oluşundan ötürü de halk arasında Dipsiz Minare ismi ile anılmıştır. Caminin avlusunda da 1725 tarihli Emencekzâde Çeşmesi vardır.

Hasan Padişah Camisi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi, Gölbaşı Mahallesi ile Aharbaşı Çarşısı yakınında bulunan bu cami iki değişik zamanda yapılmıştır. Önündeki tek kubbeli bölüm Tokdemir isimli bir Türk beyi tarafından, ana yapı ise Uzun Hasan olarak tanınan Şeyh Yakup tarafından 1499 yılında yaptırılmıştır. Caminin son cemaat yerindeki mihrabiye üzerinde Yavuz Sultan Selim döneminde, 1496 tarihinde Şeyh Abdülkadir oğlu Hacı Yakup’un yaptırdığı yazılıdır. Ancak bu kitabenin bir onarım kitabesi olduğu sanılmaktadır. 1926 tarihli Urfa Salnamesi’nde ise caminin Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Evliya Çelebi de bu yapıdan Sultan hasan Camisi olarak söz etmiştir.
Şanlıurfa yöresine 1404-1514 yıllarında Akkoyunluların egemen olduğu düşünülecek olunursa caminin de bu dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Son cemaat yerindeki 1796 tarihli kitabede Hacı Musa, 1874 tarihinde de Küpelizâde Hacı Ömer tarafından onarıldığı yazılıdır.
Cami kesme taştan yapılmış olup, geniş bir avlunun ortasındadır. İbadet mekânı dikdörtgen planlıdır ve mihrap duvarına paralel sütunlarla üç sahna ayrılmıştır. Son cemaat yerinden yuvarlak kemerli bir kapı ile ibadet mekânına girilmektedir. Son cemaat yeri dokuz payeli, sekiz bölüm halinde çapraz tonozludur. Son cemaat yerinin doğusundaki göz Tokdemir Mescidi önüne rastlamaktadır. İbadet mekânının ortasındaki ikişer ayak duvarlarla ve birbirleri ile kemerlerle bağlanmış, üzerine de üç büyük kubbe oturtulmuştur. Bu kubbeler sekizgen kasnaklıdır. Mihrap beş dilimlidir. Mukarnaslı olan bu mihrabın iki yanında köşeli sütunçelere yer verilmiştir. Mihrap üzerinde 1968 tarihinde onarıldığını gösteren bir kitabe bulunmaktadır. Minber koyu sarı ve pembe renkli taşlardan yapılmıştır. İki kanatlı ahşap kapısı bitkisel bezemelerle süslenmiş olmasına rağmen son yıllarda yağlı boya ile boyanmış ve orijinalliğini kaybetmiştir.
Caminin kuzeydoğusundaki minare kesme taştan, kare kaide üzerine sekizgen gövdelidir. Urfalı Şair Fehmi’nin yazmış olduğu buradaki 1859 tarihli kitabesinden Halil Bey tarafından onarıldığı öğrenilmektedir. Caminin avlusundaki medrese yol genişletilmesi sırasında yıkılmıştır.

Eski Ömeriye Camisi (Merkez)
Şanlıurfa Kazancı pazarı Mevkii’nde bulunan bu caminin yapım kitabesi bulunmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Cami üzerindeki kitabeler onarım kitabeleridir. Son cemaat yerinin doğu duvarında h.701 (1301) tarihli onarım kitabesine dayanılarak caminin XII.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır.
Şanlıurfa’nın en eski camilerinden biri olan bu cami dikdörtgen planlı ve kesme taştan yapılmıştır. İbadet mekânının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Bunun dışında kalan alanlar çapraz tonozludur. Kubbe ve tonozlar duvarlarda ve köşelerdeki yarım sütunlar üzerine oturtulmuştur. Mihrap niş şeklindedir. Minber taştan olup, Şanlıurfa’da sık rastlanılan balkon şeklindeki minberlerin bir örneğidir. Bu minber duvarlardaki yarım sütunlar üzerine oturtulmuştur.

Selahaddin Eyyûbi Camisi (Merkez)
Şanlıurfa’da Vali Fuat Bey Caddesi’nde (Yeniyol) bulunan bu caminin bulunduğu yerde Piskopos Nona tarafından 457 yılında yaptırılan Aziz Youhanna (Vaftizci Yahya) Kilisesi bulunuyordu. Bu yapı aynı zamanda Adalet Sarayı olarak da kullanılmıştır. Selahattin Eyyubi döneminde bu kilisenin üzerine 900–1250 yılları arasında cami yapılmıştır. Cami XVIII. yüzyıl ve XIX. yüzyıllarda restore edilmiş, orijinalliğinden kısmen uzaklaşarak Gotik mimariye yakın bir şekil göstermektedir.
Cami kesme taştan dikdörtgen planlı ve üç sahınlıdır. Caminin yapımında bazilika plan üslubu açıkça görülmektedir. Üzeri içten beşik tonoz, dıştan da düz dam ile örtülüdür. Sahınların orta bölümü yan sahınlardan daha geniş ve daha yüksektir. Caminin girişi batı yönünde olup, burada yedi bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Son cemaat yeri de daha önceki kilisenin narteksinden yararlanılarak yapılmıştır. Bu bölüm altı yuvarlak sütuna dayanmaktadır. İbadet mekânı oldukça geniş ölçüde pencerelerle aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin kenarlarında kiliseden kalan yarım sütunlar ve birbirlerine dolanmış ejder kabartmaları bulunmaktadır. Ayrıca yarım sütunların başlıkları üzerindeki haç taşıyan azizler ve kuş figürleri de yapının camiye çevrilmesinden sonra sıva ile kapatılmıştır. Bunun dışında yapı içerisinde herhangi bir bezemeye rastlanmamaktadır.
Yapı uzun yıllar harap durumda kalmış, bir ara elektrik santrali olarak kullanılmış ve 28 Mayıs 1993’te onarılarak Selahattin Eyyubi Camisi olarak ibadete açılmıştır.

Nimetullah Camisi (Ak Cami) (Merkez)
Şanlıurfa Nimetullah Mahallesi’nde bulunan bu caminin yapım kitabesi günümüze gelememiştir. Bu bakımdan yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber bazı kaynaklara dayanılarak Urfa Sancak Beylerinden Nimetullah Bey tarafından 1500 yıllarında yaptırıldığı sanılmaktadır. Cami Nimetullah Bey’in soyundan Nimetullah bin Asker tarafından 1722 yılında onarılmıştır.
Cami geniş bir avlu içerisinde olup, bu avluya batı ve güney yönündeki kapılardan girilmektedir. Avlunun çevresinde medrese odaları ile kuzeyinde Nimetullah Bey (1521) ile Ali Bey İbn-i Lütfi Bey’in (1594) türbesi bulunmaktadır.
Caminin önünde birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlı altı sütunun taşıdığı beş bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bunun ortadaki bölümü kubbeli, yanlardaki bölümleri de çapraz tonozludur. Giriş kapısı beş dilimli kemerlidir. Anıtsal bir görünümü vardır. Girişin her iki yanında küçük mihraplar ve pencereler sıralanmıştır.
Plan düzeni Edirne Üç Şerefeli Cami’nin planına benzemektedir. Kesme taştan altıgen dayanaklı plan şemasına göre yapılmıştır. İbadet mekânını örten kubbe kuzey ve güney yönünde duvarlara, doğu ve batıda da birer payeye oturmaktadır. Kubbe yanlara doğru ikişer küçük kubbe ile genişletilmiştir. Giriş kapısının ekseninde bulunan mihrap iç içe geçmiş sekizgen geometrik kompozisyonlardan meydana gelmiştir. Üzeri mukarnaslı olarak sonuçlanan mihrabın çevresinde yine mukarnaslı bir friz dolaşmaktadır. Bu mihrabın bir benzeri Şanlıurfa’daki Yusuf Paşa ve Hizanoğlu camilerinde de görülmektedir.
Caminin kuzeybatı köşesindeki minaresi kesme taş kaideli, silindirik gövdeli ve tek şerefelidir. Urfa minareleri arasında en yüksek bir örnek olan bu minarenin gövdesi biri burma, diğeri de yatay olmak üzere frizlerle üç bölüme ayrılmıştır.

Yusuf Paşa Camisi (Merkez)
Şanlıurfa Yusuf Paşa Mahallesi’nde bulunan bu cami, Urfa Mutasarrıfı Arapkirli Yusuf Paşa tarafından yanındaki hamam ile birlikte 1703 tarihinde yaptırmıştır.
Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olup, ibadet mekânı kıbleye paralel iki paye ile üç sahna ayrılmıştır. Bu bölümlerin üzeri her sırada üçer tane olmak üzere altı kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbeler ortadaki iki payeye, yanlarda da duvarlara dayalı yuvarlak kemerler üzerine oturtulmuştur. Caminin önündeki son cemaat yeri üç bölümlü olup, üzeri üç kubbe ile örtülüdür.
Mihrap mukarnaslı olup, her iki yanında birer sütunçe bulunmaktadır. Geometrik bezemeli olan mihrapta sekizgenler boş yer kalmamacasına bütün yüzeyi kaplamıştır. Yanındaki taş minber oyma geometrik motiflerle bezeli olup, kapısının üzerinde rumi kompozisyonlar görülmektedir.
Son cemaat yerinin doğusunda taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Fırfırlı Cami (Merkez)
Şanlıurfa Ali Fuat Bey Caddesi’nde (Yeniyol) bulunan bu cami Oniki Havari Kilisesi’nden camiye çevrilmiştir. Kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Bunu belirten bir kitabe ve belgeye rastlanmamıştır.
Yapı üç nefli bazilika plan düzenindedir. Kesme taştan olan yapının batı cephesinde ve köşe kulelerinde son derece güzel bir taş işçiliği dikkati çekmektedir. Orta nef tromplu bir kubbe ile yan nefler de dörder çapraz tonozla örtülmüştür. Orta nef diğerlerinden daha geniş olup, yüksek kasnağı üzerinde yirmi dört pencere bulunmaktadır. Yapımında kubbe ve tonozlarda bazalt taşı, mukarnas başlıklı sütunlar ve kemerler kesme taşlar kullanılmıştır. Yarım sütunlar ve dış cephelerde taş bezemeler görülmektedir.
Kilisenin apsis bölümündeki pencerelerden biri camiye çevrildiği sırada, mihrap haline getirilmiştir. Mihrap üzerindeki kitabede kilisenin 1956 yılında camiye çevrildiği yazılıdır. Camiye dönüştürüldükten sonra güney duvarının ortasındaki yarım sütunun önüne taş bir minber yerleştirilmiştir. Apsisin iki yanındaki papaz hücreleri (pastaforion) dışarıya çıkıntılıdır. Giriş kapısının üzerinde üç cepheli ve üç pencereli bir balkon bulunmaktadır. Şanlıurfa’daki diğer kiliselerde görülen nartekse burada yer verilmemiştir.
Kilise camiye çevrilmeden önce bir süre cezaevi olarak kullanılmıştır.

Circis Peygamber (Peygamberler) Camisi (Merkez)
Şanlıurfa Yeni Hal yakınındaki bu caminin bulunduğu yerde V.yüzyılda Piskopos Hiba tarafından yaptırılmış Aziz Sergius Kilisesi bulunuyordu. Şanlıurfa şehir surlarının dışında bulunan bu kilise VIII.yüzyılda Abbasilerin ve XII.yüzyılda da Selçukluların şehri kuşatması sırasında zarar görmüştür. Bunu izleyen yıllarda kilise yıkılmış ve yerine bugün cami olarak kullanılan Şehit Aziz Circis Kilisesi yapılmıştır. Kilisenin Süryanice kitabesi bugün Şanlıurfa Müzesi’ndedir. Bunun dışında yapıda bir Arapça kitabe bulunmaktadır. Bu kitabede;
“Bu kilise, zamanın sultanlarının genç sultanı, İslâm dininin yardımcısı, Sultan ve Hakan Abdülmecid Han'ın iradesiyle (Allah onun mülkünü sürekli etsin); himmet sahibi Müşir-i Ekrem Salih Vechi Paşa zamanında (Allah onun dostluğunu devam ettirsin) ve Kaymakam daire¬sinin vekili Bahri Paşa'nın kaymakamlığı zama¬nında (Allah onun ikbalini arttırsın) ve Çerkez Hüseyin Ağa'nın memuriyetiyle (Allah onun kad¬rini arttırsın) 1260 yılı Recep ayında (Temmuz 1844) tamamlanmıştır” yazılıdır.
Bu kitabeden de anlaşılacağı üzere, kilise Çarhoğlu Muhammed tarafından 1965 yılında camiye çevrilmiştir. Camiye çevrilirken de kilisenin plan düzeni korunmuş, yalnızca kuzey cephesine üç bölümlü bir son cemaat yeri ile minare eklenmiştir. Yapı kesme taştan üç nefli bazilika planında, dikey dikdörtgen plandadır. İbadet mekânı sekizgen şekilde üçer paye ile üç sahna ayrılmıştır. Bunların üzeri çapraz tonozlarla örtülüdür. Ayrıca kilisenin batısında bulunan üçer çapraz tonozlu iç ve dış narteks de korunmuştur.

Narıncı Camisi (Merkez)
Şanlıurfa Narıncı Mahallesi, Akarbaşı Mevkii’ndeki bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, Divan Efendisi Abdurrahman Efendi İbn-i Süleyman Efendi’nin 1714 tarihli vakfiyesi ile El Hac Ali İbn-i Mehmet’in 1718 tarihli vakfiyelerinde bu caminin ismi geçmektedir. Bu durumda caminin XVIII.yüzyılda var olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca caminin kuzey cephesindeki Şair Sakıp tarafından yazılmış bir kitabede Müşir Hafız Muhammet Paşa tarafından h.1255 (1839) yılında onarıldığı yazılıdır.
Cami kemse taştan, dikdörtgen planlıdır. Son cemaat yeri sonraki yıllarda ibadet mekânına katılmıştır. İbadet mekânındaki taş mihrap bezemesizdir. Cami içerisinde de herhangi bir bezemeye rastlanmamaktadır. Taş kaideli, yuvarlak gövdeli minaresi ile avlu kapıları yakın tarihlerde yenilenmiştir.

Toktemur Mescidi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi, Gölbaşı Mahallesi ile Aharbaşı Çarşısı yakınında bulunan bu mescidin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir.
Kareye yakın dikdörtgen planlı olan mescit, kesme taştan yapılmıştır. İbadet mekânının üzeri kubbe ile örtülüdür. Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında 1990–1995 yıllarında onarılmıştır.

Ulu Cami (Harran)
Şanlıurfa Harran ilçesinde Harran Höyüğünün doğu eteğinde bulunan cami çeşitli kaynaklarda Cami el-Firdevs, Cuma Camisi ismiyle geçmektedir. Anadolu’nun ilk anıtsal ve avlulu, şadırvanlı camilerinden olmasının yanı sıra zengin taş işçiliği ile tanınmıştır.
Bu cami ile ilgili olarak İbni Cübeyr bazı bilgiler vermektedir:
“Cami ağaç direklerle ve kemerlerle tavanlanmıştır. Direklerinin uzunluğu 15 adım tutar ve mermer döşemenin üstünde boydan boya uzanır. Bu camiden daha geniş kemerli olan cami görmedim. Camiye giriş sahnının duvarlarının her tarafından kapılar açılmıştır. Bunlardan dokuzu ana kapının sağında, dokuzu solundadır. On dokuzuncu kapı olan ana kapı ortada olup büyük kemerlidir. Bu kapı sanki şehir kapıları gibi heybetli ve güzeldir. Bu caminin kapılarının hepsi ağaçtan olup son derece süslü ve ustaca yapılmış kilitleri vardır. Bu caminin yapısında ve ona bitişen çarşıların planlanmasında şehirlerde nadir görülen bir güzellik ve intizam görülür.”
Bu camiden söz eden İbni Şeddad, caminin Ay Mabedi (Sin Mabedi) olduğunu ve Hz. Ömer zamanında İvaz bin Ganem Harran’ı ele geçirince 640 yılında mabedi camiye çevirdiğini yazmıştır. Ulu Cami üzerinde araştırma yapan D. Talbot Rice, caminin avlu kapıları girişinde bulunan ve Babil Kralı Nabonid dönemine, MÖ.VI. yüzyıla tarihlenen Ay Tanrısı Sin ve Güneş tanrısı Samas’ ı simgeleyen üç stele dayanarak İbni Şeddad’ın ileriye sürdüklerini doğrulamıştır.
XII. yüzyılın ortalarında yapı genişletilmiş ve bezenmiştir. Bununla ilgili bir kitabe de doğu cephesine konulmuştur. Halife Hişam bin Abdülmelik II. Mervan’ı bölgeye vali olarak atamış ve bundan sonra da Harran vilayet merkezi olmuştur. Mervan halife olduktan sonra Harran’ı Emevi Devletinin baş şehri yapmıştır. Bundan sonra da İyaz bin Ganem zamanındaki caminin yerine daha büyük ölçüde Ulu Camiyi yaptırmıştır. D.Talbot Rice ve burada 1983’den beri kazı çalışmaları yapan Dr. Nurettin Yardımcı Harran Ulu Camisi’nin II. Mervan tarafından yapıldığını belirtmişlerdir.
Harran Ulu Camisi kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Kemer ve tonozlarda tuğlalar kullanılmış, yer yer de ağaçtan yararlanılmıştır. Cami 104.00x 107.00 m ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı 104,00x40,00 m; avlusu da 100.00x 65.00 m. ölçüsündedir. İlk kez, 1950’li yıllarda K.A.C Creswell’in çizdiği planı Early Muslim Architecture isimli kitabında yayınlamış, ardından kazı çalışmalarını yürüten Dr. Nurettin Yardımcı’nın kazıları ile plan netlik kazanmıştır. Buna göre caminin, mihrap duvarına paralel dört sahınlı bir planı olduğu anlaşılmıştır. Sahınların birinci ve üçüncü bölümleri bir üslup birliği göstermektedir. Üçüncü sahın ise yalnızca payelerle, giriş bölümündeki dördüncü sahın ise dikdörtgen payeler önündeki sütunlardan oluşmuştur. Böylece ibadet mekânı paye sütun dizileri ile devam etmiştir. Bu durum caminin üç aşamada yapıldığını göstermektedir. Duvarlardan ve duvarlardaki izlerden caminin önce II.Mervan zamanında mihrap duvarına paralel iki sahınlı olduğunu, sonraki dönemlerde buna üçüncü ve dördüncü sahınların eklendiği anlaşılmaktadır. İlk iki sahnın üst örtüleri üçüncü ve dördüncü sahınlardan daha alçaktır. Ayrıca birinci ve ikinci sahnı birbirinden ayıran bölümde Emeviler dönemine ait duvar taş bezemesi ve işçiliğini yansıtan asma dalları ile üzüm salkımları ile süslü sütunlar bulunmaktadır. Günümüzde asma dalları ile bezeli sütunlar Şanlıurfa Müzesi’nde teşhir edilmektedir. İbni Şeddat’ın da belirttiği gibi dördüncü sahının 1174’de Nureddin Mahmud bin Zengi tarafından camiye eklenmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Burada bulunan sütun ve sütun başlıkları da XII.yüzyıl İslam sanatı özelliklerini taşımaktadır.
Caminin ibadet mekânına on dokuz merdivenli kapıdan girilmektedir. Asıl giriş kapılarından en genişi orta kapıdır. Bu kapının kemeri günümüze kadar gelebilmiştir. Mihrap giriş ekseninden batıya kaymıştır. Dr. Nurettin Yardımcı, yapmış olduğu kazıda mihrabın yanında sokağa açılan merdivenli bir kapı ile yanında iki odayı meydana çıkarmıştır. Ulu Caminin en büyük özelliklerinden birisi de mihrap yanındaki kapı ve yanındaki odalardır. Bu özel kapıdan Sultan ve imam daha emniyetli olarak içeri girdikleri, yandaki odaların da onlara ait olması kuvvetle muhtemeldir. Bu tür bir uygulama Anadolu camilerinde tek örnek olarak Harran’da karşımıza çıkmaktadır.
Avlunun kuzey duvarının doğusunda minare bulunmaktadır. Dr. Nurettin Yardımcı’ya göre minare 5.20x5.20 m. ölçüsünde kare gövdeli olup, yüksekliği 33.00 m.dir. Bunun 22 m’lik kısmı düzgün kesme taştan, arta kalanı da tuğladan yapılmıştır. İçerisindeki merdivenler restorasyon çalışmaları sırasında Dr. Nurettin Yarımcı tarafından orijinaline uygun olarak yenilenmiştir. Minarenin üst kısmı yıkıldığından şerefesini ne şekilde olduğu anlaşılamamıştır.
Caminin revaklı avlusunun ortasında kesme taştan içeriye doğru basamaklı bir havuz ve fıskiye bulunmaktadır. Şadırvanın su kanalları ile tahliye kanalları günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca avlunun kuzey batı tarafında da geniş ve oldukça derin bir su kuyusu bulunmaktadır. Avlunun doğu ve kuzey duvarı dışında 1976 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan tuğla duvarlı küçük hücrelerin medrese odaları olduğu sanılmaktadır.

Şeyh Yahya Hayat El-Harrani (Hayat Bin Kays) Camisi (Harran)
Şanlıurfa Harran ilçesinde bulunan Şeyh Yahya Hayat El Harrani Camisi, şehir surlarının kuzeybatısındaki mezarlık alanındadır. Cami ve yanındaki türbe XII.yüzyılda Harran’da yaşamış ve 1185 yılında aynı yerde ölmüş bir İslam alimi olan Şeyh Yahya Hayat El Harrari’ye aittir. İbn-i Cübeyr Şeyh Yahya Hayat El Harrani ile ilgili bazı bilgiler vermektedir:
“Allah bu şehri dindar, iyi kişilerin oturduğu, kendini Allah’a adamış seyyahların uğradığı bir yer yapmış. Bu kişilerden Ebü’l Berakat Hayat bin Abdülaziz’i kendi ismini taşıyan mescidin zaviyesinde ziyaret ettik. Onda zahitlerde gördüğümüz halleri gördüm. Şeyh Ebü’l Berakat’ın yanına vardık. 80 yaşını aşmıştı. Bizimle el sıkıştı, bize hayırlı dualarda bulunup oğlu Omar’ı görmemizi tavsiye etti.”
İbn-i Cübeyr’in vermiş olduğu bu bilgilerden, şeyhin ölümünden önce burada kendisine ait bir mescit ve zaviyenin bulunduğu da anlaşılmaktadır.
Cami, günümüze kadar değişiklikler geçirmiş ve bu da duvarlardaki ve payelerdeki izlerden anlaşılmaktadır. Cami ile türbe birbirinden bir duvarla ayrılmıştır. Bu duvara iki onarım kitabesi yerleştirilmiştir. Kitabelerden birinde Şeyh Hayat İbn Kays’ın ismi ve Ebcet hesabı ile h.882 (1399); diğer kitabede ise cami ve makamın h.1168 (1755) tarihlerinde onarıldığı yazılıdır.
Cami kesme taştan dört kubbelidir. Bu kubbeler duvarlara bitişik payeler ile ortadaki bir payeye yuvarlak kemerlerle oturtulmuştur. Mihrap giriş ekseninden batıya doğru kaymış olup, bu da mihrabın sonradan yapılmış olduğunu göstermektedir. Camiye doğu yönündeki bir kapıdan girilmektedir. Bu kapının üzerindeki kitabede;
“Hayat ibn-i Kays’ın oğlu Omar’ın emri ve kızkardeşinin oğlunun eliyle h.592 (1195) yaptırıldığı” yazılıdır.
Cami ile yanındaki türbe arasında iki onarım kitabesi daha bulunmaktadır. Bunlara göre caminin, 1755 tarihinde ve 1858 tarihinde onarıldığı anlaşılmaktadır. Caminin güneydoğusuna ve yapıya bitişik olarak doğu-batı ekseninde üzeri dört kubbe ile örtülü kuzey yönü açık bir revak eklenmiştir. Kitabeden de anlaşılacağı gibi bu revak 1858 tarihinde yapılmıştır. Caminin doğu yönündeki kapı girişi üzerinde dört sütuna oturan taş kubbeli minber minaresi bulunmaktadır.

Cabir El Ensar Camisi (Harran)
Şanlıurfa ili Harran ilçesine 20 km. uzaklıktaki Cabir El Ensar (Yardımcı) Köyü’nde Cabir Bin Abdullah (Cabir El Ensari) Camisi ve yanında da Türbesi bulunmaktadır. Cabir El Ensar 607 yılında Mekke’de doğmuş, 697’de de Medine’de ölmüştür. Peygamber ile birlikte savaşlara katılmış, Şam’ın, Harran’ın ve Urfa’nın fetihlerinde bulunmuştur.
Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olup, üzeri üç kubbe ile örtülmüştür. Sonraki dönemlerde doğusuna üzeri kubbeli bir mekân ve türbe eklenmiştir. Cami dışa kapalı olup, uzun kenarda bir dikdörtgen bir de küçük pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrabı niş şeklinde olup, herhangi bir özellik taşımamaktadır. Caminin minaresi bulunmamaktadır.
Cami ve türbe orijinalliğini korumuş, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1992 yılında onarılmıştır.

İmam Bakır Camisi (Harran)

Şanlıurfa ili Harran ilçesine 3 km. uzaklıktaki İmam Bakır Köyü’nde bulunan cami ve yanındaki türbe’nin kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Kaynaklardan öğrenildiğine göre cami ve yanındaki türbe 12 İmam’dan beşincisi olan Ebu Cafer İmam Muhammed Bakır’a atfedilmiştir.
Ebu Cafer, Hz. Fatma’nın torunu olan ve ilminden ötürü Bakır unvanını almış, 676 yılında Medine’de doğmuş, 721 yılında da Hamime’de ölmüş ve Medine-i Münevvere’deki Baki Mezarlığı’na gömülmüştür. Hz. Ömer zamanında Urfa ve Harran’ın fethine katılmıştır.
Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır. Değişik zamanlarda yapılan onarım ve eklemelerle özelliğini bütünüyle yitirmiş ve yakın tarihlerde de betonarmeye dönüştürülmüştür.

Kule Mescidi (Birecik)
Şanlıurfa Birecik ilçesinde Urfa Kapısı’nın surlarına bitişik olarak yapılan bu mescit, Memluk Sultanı Kayıtbay tarafından 1482 yılında şehir surları ve Urfa Kapısı ile birlikte yaptırılmıştır.
Kesme taştan yapılmış olan mescidin mihrap duvarı surlara dayanmıştır. Bu duvar üzerinde de Urfa Kapısı’nın yapımını belirten kitabenin başlangıcı bulunmaktadır.
Doğu-batı doğrultusunda uzanan mescit dikdörtgen planlı olup, üzeri çapraz bir tonozla örtülmüştür. Bunun da üzeri toprak damla örtülüdür. Harap durumdaki bu mescit 1993 yılında onarılmış ve ibadete açılmıştır. Bu onarım sırasında mescidin ibadet mekânının taşları değiştirilmiş, mihrap, pencereleri ve üst örtü tonozu yenilenmiştir.

Eyüp Nebi Köyü Mescidi (Viranşehir)
Şanlıurfa ili Viranşehir ilçesi Eyüp Nebi Köyü’nde bulunan bu mescidin kitabesi günümüze gelememiş, kaynaklarda da onunla ilgili bir bilgiye rastlanmamıştır. Bu durumda mescidin yapım tarihi kesinleşememiştir.
Mescit kesme taştan, dikdörtgen planlı olup, üzeri mihrap duvarına paralel iki beşik tonozla örtülmüştür. İbadet mekânında üst örtü ortadaki payeler üzerine yuvarlak kemerlerle oturtulmuştur. Mescidin batısına geç dönemlerde eklemeler yapılmış, bu durum kuzey cephesinde de tekrarlanmıştır. Mescit Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında 1995 yılında restore edilmiştir.

Ulu Cami (Siverek)
Şanlıurfa ili Siverek ilçe merkezinde bulunan Ulu Cami’nin kiliseden çevrildiği konusunda kaynaklarda bazı bilgilere rastlanmaktadır. Caminin doğu kapısı üzerinde h.982 (1574) tarihli bir kitabesi bulunmaktadır. Minaresi üzerinde bulunan kitabeden h.586 (1190) yılında onarıldığı öğrenilmektedir. Yapı üslubundan Selçuklu döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Büyük olasılıkla XII.yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmektedir.
Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen yapı orijinalliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır.

Gülabi Bey Camisi (Siverek)
Şanlıurfa ili Siverek ilçesinde bulunan bu camiyi, Osmanlı dönemi Valilerinden Gülabi Bey h.1211 (1701) tarihinde yaptırmıştır. Gülabi Bey’in Erzincan ve Halep’te de kendi ismini taşıyan camileri bulunmaktadır.
Kesme taştan yapılmış olan cami kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İlk yapılışında ahşap olan kubbesi 1957 yılında onarılmıştır. Cami mimari yönden herhangi bir özellik taşımamaktadır.

Hüseyin Çeribaşı Camisi (Sulu Cami) (Siverek)
Şanlıurfa Siverek ilçesinde bulunan bu cami Siverek Çeribaşısı Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Sonraki yıllarda 1889’da Siverekli Osman Paşa’nın annesi tarafından kemerli bir eyvan eklenmiş ve yapı büyük ölçüde onarılmıştır.
Kesme taştan olan caminin üzeri kubbe ile örtülüdür.

Haliliye Camisi (Siverek)
Şanlıurfa ili Siverek ilçesinde bulunan bu cami, Çerkozadelerden Hacı Halil Ağa tarafından 1861 yılında yaptırılmıştır. Caminin giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunmaktadır.
Kitabe:
“Çünkü oldu bu Haliliye tamam
Lafzı Fariğ oldu tarih ey hümam.”
Bu kitabenin Ebcet hesabına göre, caminin yapım tarihi h.1281 (1861)’dir.
Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olup, giriş kapısı üzerindeki kitabe çevresinde geometrik motifler bulunmaktadır.

Şanlıurfa Kale ve Surları (Merkez)

Şanlıurfa il merkezinin güneybatısında, Halil’ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerine hâkim Damlacık Dağı üzerinde bulunan kalenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Abbasilerin yöreye hâkim olduğu 814 yılında şehir surlarını yenilerken kaleyi de yaptıkları sanılmaktadır. Bizans tarihçisi Prokopios MS.VI.yüzyılda Edessa’nın (Urfa) surlarından söz ederken kaleye değinmemiştir. Tarihi kaynaklarda kalenin ismi ilk kez XI.yüzyılda geçmektedir. Buna dayanılarak da kalenin Abbasiler döneminde VI.-XI.yüzyıllar arasında yapıldığı sanılmaktadır.
Kale içerisinde bulunan onarım kitabelerine dayanılarak kalenin eski bir tarihi olduğu da anlaşılmaktadır. Kalenin doğu duvarı üzerindeki bir kitabede Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan tarafından 1462 yılında onarıldığı yazılıdır. Bunun yanındaki bir başka kitabede ise 1540 tarihi yazılıdır. Ayrıca kalenin güney cephesinin kuzeyindeki büyük bir kitabenin büyük bir bölümü tahrip olmuştur. Bu kitabenin okunabilinen kısımlarında Memlûklu Sultanlarından Nasr Muhammed (1309-1340) ve Ebu’l Nasr Hasan tarafından (1347-1351/ 1354-1361) yıllarında onarıldığı anlaşılmaktadır. Bu kitabelerden kalenin Memlûklular ve Karakoyunlular zamanında onarılarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca kale Bizanslılar, Urfa Haçlı Kontluğu, Selçuklular, Eyyubiler, Akkoyunlular ve Osmanlılar zamanında da onarılmış ve kullanılmıştır.
Kalenin Urfa’ya (Edessa) hâkim bir tepe üzerinde oluşunun yanı sıra, doğu, batı ve güney tarafı kayalardan oluşmuş doğal korunaklıdır. Özellikle kuzey yönü çok dik ve sarp kayalıktır. Kalenin çevresine de kayalara oyularak derin hendekler yapılmıştır.
Urfa Kalesi doğu-batı yönünde oldukça muntazam kesme taşlardan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Kale çevresi yaklaşık 800 m. uzunluğundadır ve 25 adet burçla takviye edilmiştir. Urfalı Şair Nâbi h.1089 (1678) tarihinde yapmış olduğu Hac yolculuğunu anlatan Tuhfet-ül Harameyn isimli eserinde bu kaleden söz etmiştir:
” Ulu Felek Dağı'nın tepesi üzerinde baş yükseltmiş olan yüksek kale, feleği kıskandıracak kadar yükseklikte, kafir ve sapık mühendisler tarafından yapılmıştır. Üzerinde hile, aldatıcılık okulunun öğretmeni İblis-üzerine lanet olsun- kalıp dökerek yaptığı iki kıta yontulmuş taş¬tan tertip edilmiş minare görünüşlü mancınık var¬dır.”
Bu kaleden Evliya Çelebi de söz etmiştir:
“Kalenin batıya açılan gayet sağlam ve kuvvetli bir demir kapısı vardır. Burada 200 ka¬dar ev vardır ki, Dizdarağa bu evlerde oturur. 200 kadar neferi, cephanesi, buğday ambarı ve sarnıç¬ları vardır. Kale kapısının iç kısmında minareli ve küçük bir mescidi vardır. Mel'un Nemrud'un Hz. İbrahim'i ateşe attırdığı mancınık, bu kalenin içinde durur iki tane sütundur.”
Evliya Çelebi’nin de belirttiği kale içerisindeki ev, ambar ve sarnıçlar ile mescit günümüze gelememiştir. Yalnızca ayakta olan iki sütun halk arasında Mancınık olarak isimlendirilmektedir. Bu sütunları Osroen Krallaeından Eftuha yaptırmıştır. Sütunlar 17.25 m. yüksekliğinde, 4.60 m. çapındadır. Birisi üzerindeki yazıtta da “Ben, Eftuha’yım. Güneşin oğluyum. Bu sütun ile heykeli Mano’nun kızı Şelmet için yaptırdım” yazılıdır. Bu sütunlar ile ilgili halk arasında yaygın bir de inanış vardır. Bu inanışa göre;
Hz. İbrahim Urfa’da hüküm süren ve çeşitli putlara tapan Nemrud kavmini bundan vazgeçirerek Hak yoluna getirmek için vazifelendirildiğini söylemiştir. Bir gün putların korunduğu yere girmiş, eline aldığı bir balta ile biri dışında hepsini parçalamıştır. Daha sonra da baltayı kalan putun yanına bırakıp gitmiştir. Halk putların Hz. İbrahim tarafından kırıldığını anlayınca Onu yakalayarak hesap sormuştur. Hz. İbrahim ise sağlam olan putun diğerlerini kırdığını söylemiştir. Hz. İbrahim’in bu yanıtı üzerine Ona o putun böyle bir şey yapamayacağı söylenmiştir. Hz. İbrahim buna cevap olarak:
“Sizlere çok yazık. Hiçbir faydası olmayan şeylere tapıyorsunuz. Bunlardan vazgeçerek bütün kalbinizle Allah’a inanın” demiştir.
Bu olayı duyan Nemrud çok kızmış ve Hz. İbrahim’in yakalanarak yakılmasını emretmiştir. Günümüzde Ayn-ı Zeliha denilen havuzun bulunduğu yerde büyük bir ateş yakılmış, ateşin sıcaklığından kimse yanına yaklaşamamıştır. Böylece bugün ayakta olan kaledeki sütunlardan mancınık olarak yararlanılmış ve buradan Hz. İbrahim ateşe fırlatılmıştır. Bu sırada bir mucize gerçekleşmiş. Yerden su fışkırarak Ayn-ı Zeliha meydana gelmiş, odun parçaları da birer balığa dönüşmüştür.
Kaleyi çevreleyen surlar XX.yüzyılın başlarına kadar iyi bir durumda gelebilmiş, bundan sonraki dönemlerde kısmen yıkılmıştır. Bugün Urfa şehir surlarından demir bir kapı ile Dış Kale’ye geçilirdi. Dış Kale’nin Bey Kapısı, Samsat Kapısı, Harran Kapısı isimli üç kapısı bulunuyordu. Bunların yanı sıra kalede Su Kapısı, Sakıpîn Kapısı, Saray Kapısı isimli üç kapı daha bulunuyordu. İç Kale ile Dış Kale arasına da saray ve bahçeli evler yapılmıştı. Kaynaklardan öğrenildiğine göre bu saraylar Tayyar Mehmet Paşa Sarayı, Molla Sarayı ve Gezer Paşa Sarayı idi. Bu saraylar ahşap olduklarından günümüze hiçbir kalıntısı gelememiştir. Bazı kaynaklara göre de bu saraylar yanmıştır.
Kalenin kuzeydoğu köşesindeki burcun üzerinde, şehre bakan köşesinde iki adet yüksek kabartma aslan figürü bulunmaktadır. Taş işçiliği yönünden oldukça kaba işlenen bu figürlerin XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kale kapısının doğuya bakan cephesindeki kemerin iki yanında da iki hayvan figürünün bulunduğu eski fotoğraflardan anlaşılmaktadır. Bu figürlerin benzerliğinden ötürü Memluklu döneminde, XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Kalenin Ayn-ı Zeliha kaynağı ile gizli bir tüneli olduğu yakın tarihlerde ortaya çıkarılmış ve bu tünel temizlenerek açılmıştır. Bunun yanı sıra Mevlâna El Hac Abdurrahman Efendi Bin Mustafa Çelebi’nin vakfiyesinden öğrenildiğine göre Hüseyin Paşa kale içerisine su kuyusu yaptırmıştır.
Kalenin güneydeki hendeğinin batı kesiminde dik ve yüksek kaya üzerine asma bir köprü yapıldığı bazı izlerden anlaşılmaktadır. Yakın tarihlerde Şanlıurfa Valiliği’nin ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğü’nün kalede yaptığı çalışmalarda hendekler temizlenmiş ve bir değirmene ait bazalt öğütme taşları ortaya çıkarılmıştır.

Birecik Kalesi (Birecik)
Şanlıurfa ili Birecik ilçesinde bulunan kale, yüksek bir kaya kütlesi üzerine kurulmuş olup, Fırat Nehri ve Birecik Ovası’na hâkim bir konumdadır. Kalenin yapım tarihini belirten bir kitabeye rastlanmamıştır. Bununla beraber kalenin eski bir tarihi olduğu sanılmaktadır. Surların Memluk sultanlarından Kayıbay tarafından yaptırılmış, bunu belirten kitabeler de sur duvarlarına yerleştirilmiştir.
Birecik’in Paleolitik döneme kadar uzanan eski olan tarihi dikkate alındığında yöreye Asur, Hitit, Roma, Arap, Artukoğulları, Haçlı Kontluğu ve Osmanlıların hâkim olduğu bilinmektedir. Bunlardan Asur, Roma, Arap, Urfa Kontluğu, Artukoğulları ve Osmanlıların bu kaleyi onararak kullandıkları sanılmaktadır. Araplar bu kaleden ötürü yöreye Bireh, Osmanlılar da Küçük Kale anlamına gelen Birecik sözcüğünü kullanmışlardır.
Kale kesme taştan yapılmıştır. Şehri çevreleyen surların büyük bir kısmı yıkılmış olmasına rağmen bazı duvar kalıntıları ile kapılarından Mercan Kapısı’nın bir bölümü ile Urfa Kapısı iyi bir durumda günümüze gelebilmiştir. Kalenin Meydan Kapısı ve Bağlar Kapısı’ndan hiçbir iz günümüze gelememiştir.

Harran Kale ve Surları (Harran)
Şanlıurfa Harran ilçesindeki elips şeklindeki Eski Harran şehrini kuşatan surların yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Günümüze Harran surları büyük ölçüde yıkılmış olarak gelmiş, yalnızca Halep Kapısı ayakta kalabilmiştir. İbn-i Cübeyr Harran’ın büyük bir şehir olduğunu belirttikten sonra çevresinin yontma taşlardan son derece sağlam bir surla çevrili olduğunu yazmıştır. İbn-i Şeddad ise surlarla ilgili daha ayrıntılı bilgi vermektedir:
”Çok müstahkem bir suru vardı. Surların sekiz kapısı bulunuyordu. Bunlar saatin yelkovanı yönünde güneyden başlayarak Rakka Kapısı, Büyük Kapı (Halep Kapısı), Niyar Kapısı, Yesit Kapısı, Fedan Kapısı, Küçük Kapı, Gizli Kapı ve Su Kapısı’dır. Rivayete göre Su Kapısı üzerinde bakırdan yapılmış iki yılan tılsımı vardı. Bunlar şehre yılanların zarar vermemesi için yapılmıştı.” Bunun yanı sıra İbn-i Şeddad şehrin dış mahallesinin de şehir suruna bitişik ayrı bir surla çevrili olduğunu belirtmiştir.
R.A.Chesney ilk defa Halep kapısı’nın gravürünü 1850 yılında çizerek yayınlamıştır. Bu kapı yakın tarihlerde Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiştir. Bu restorasyon sırasında Chesney’in gravürü dikkate alınmamış ve restorasyon hatalı yapılmıştır. Bu kapı üzerindeki bir kitabede Selahattin Eyyubi’nin kardeşi El Melik El Adil tarafından 1192’de yapıldığı yazılıdır.
Harran’ın güneydoğusundaki kalenin bulunduğu yerde kaynaklar Sabi-i Mabedi’nin olduğundan söz etmektedir. İslam kaynaklarından El Mukaddes-i X.yüzyılda bu kalenin Kudüs Kalesi gibi taştan yapıldığından söz etmiştir. Ayrıca Emevi hükümdarı II.Mervan’ın yaptırmış olduğu sarayın da burada olduğu ileri sürülmüştür. İbn-i Cübeyr Harran Kalesinden de ayrıca söz etmiştir:
”Şehrin doğusunda, boş bir arsa ile ayrılmış müstahkem bir kalesi vardır. Bu kalenin etrafına döşenmiş taşlarla yapılmış derin ve geniş bir hendek bulunur. Bu hendek şehir suru ve kaleyi birbirinden ayırır. Hendeğin suru da çok sağlamdır.”
XVII.yüzyılın ortasında Harran’a gelen Evliya Çelebi de bu kaleye değinmiştir:
”Urfa’dan güney tarafında dokuz saat giderek Harran Kalesine geldik. Burayı da Nemrud yapmıştır. Çöl içinde gayet sağlam bir kaledir. Beşgen şeklinde olup, sanki usta elinden yeni çıkmış gibidir.”
Harran Kalesi dikdörtgen planlı olmasına rağmen düzensiz bir yapıdır. Dört köşesine on ikigen birer kule yerleştirilmiştir. Bu kulelerden kuzey tarafındaki kule tamamen yıkılmıştır. Güneybatı ve kuzeydoğudaki kuleler kısmen ayakta olmasına karşılık, güneydoğudaki kulenin dışarısı yıkılmış, içerisi de kısmen ayakta kalmıştır.
Harran Kalesi ile ilgili incelemeyi Llyod ve Brice detaylı olarak yapmıştır. Kalenin rölöve ve kesitlerini çıkarmış, kalenin 90.00x130.00 m. ölçüsünde üç katlı olduğunu, içerisinde tonozlu 150 oda bulunduğunu belirtmişlerdir.
Bu kalenin İslam öncesi ve İslam devirlerinde üç ayrı dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Bunlardan Melik El Adil döneminde 1192’de yapılan büyük bölüm kalenin batı kesiminde olup, aynı zamanda burada beşik tonozlu büyük bir mescit, galeri ve çeşme olduğu sanılan bir de niş günümüze gelebilmiştir. 1951 yılında kalenin doğu kesiminde yapılan kazılarda bazalt taşından at nalı şeklinde kemerli bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu kapıya ait olan kitabe parçalarında ise Numeyrilerin hükümdarı Meni’nin (Kavvam) ismi ile 1059 tarihi geçmektedir. Büyük olasılıkla bu kitabe kalenin ikinci dönem yapımına aittir. Ayrıca bu kapının iki yanında da başlarını geriye çevirmiş, zincirli birer köpek kabartması ile karşılaşılmıştır. Kalenin güney cephesinin duvarları üzerinde yer alan Memluklu üslubunda yazılmış kitabenin El Nasr’a ait olduğu ve 1315 yılında yazıldığı anlaşılmaktadır.
Harran Kalesi’nde Dr.Nurettin Yardımcı’nın yapmış olduğu kazılar sırasında yapı kalıntılarının dışında madeni kaplar, kazanlar bulunmuş olup, bunların büyük bir kısmı Urfa Müzesi’nde bulunmaktadır. Kazılarda ortaya çıkarılan çok sayıda oda ve koridorlar üzerindeki çalışmalar devam etmektedir.

Siverek Kalesi (Siverek)
Şanlıurfa Siverek ilçesinde bulunan kale yığma bir tepe üzerinde kurulmuştur. Bölgede yapılan araştırmalara göre Siverek Kalesi’nin tarihi Asurlular dönemine kadar inmektedir. Tarihçi Batlamyus Siverek Kalesi hakkında bazı bilgiler vermektedir:
”Siverek (Konttopolis) Kalesi Asur medeniyetinden kalan büyük kesme taşlarla inşa edilmiştir. Romalılar hazır bulduklar malzeme ile yükseltileri sur ve burçları Mezopotamya'nın en müstahkem kalesi haline getirmişlerdir, fakat Şapur I.in kuvvetleri karşısında şehir yandı, kül oldu halkı hep kılıçtan geçirildi.”
Kale eski Kottopolis şehrini koruma amaçlı olarak yapılmıştır. Romalılar bu kalenin sur ve burçlarını sağlamlaştırarak kullanmışlardır. Daha sonra Bizanslılar da bu kaleden yararlanmışlardır. Batlamyus’a göre kale, Mezopotamya’dan gelecek Arap akınlarına karşı daha da güçlendirilmiştir.
Kale kesme taştan dikdörtgene yakın plan düzeninde olup, yuvarlak kulelerle desteklenmiştir. İçerisinde sarnıç ve yapı kalıntılarına rastlanmıştır. Yakın tarihlerde yapılan restorasyon çalışmaları ile özelliğinden kısmen uzaklaşmıştır.

Çemdin Kalesi (Eski Kale) (Viranşehir)
Şanlıurfa Viranşehir ilçesinde, Viranşehir-Şanlıurfa karayolunun 9.km.sinde bulunan Çemdin Kalesi MS.II.yüzyılda Romalılar tarafından yapılmıştır. Bizanslılar, Araplar, Akkoyunlular tarafından da kullanılan kale birkaç kez el değiştirmiş, onarılmış ve genişletilmiştir.
Viranşehir’de yüksek bir tepe üzerinde bulunan kale sert kalker taşından yapılmıştır. Çevresindeki kayalıkların içerisi oyularak buradan da yararlanılmıştır. Kaleyi çevreleyen sur ve burçlar beyaz kesme taştan yapılmış, iç kısımlar moloz taş ve dolgu malzemeleri ile doldurulmuştur. Sur duvarları 3-4 m. kalınlığında olup, 8-10 m. aralıklarla, 13-14 m. yüksekliğinde burçlarla takviye edilmiştir. Çevresinde içerisi su dolu olan 5 m. derinliğinde ve 5 m. genişliğinde de bir savunma hendeği yapılmıştır.
Kalenin doğu ve batı yönünde iki kapısı bulunmaktadır. Bu kapıların önünde de su hendeğinin üzerine konulan iki seyyar köprüye yer verilmiştir. Günümüzde iyi bir durumda olan kalenin içerisinde yapı kalıntıları bulunmaktadır.

Şanlıurfa Halil'ür Rahman Külliyesi
Şanlıurfa il merkezi Gölbaşı Mahallesi’nde, Balıklı Göl isimli küçük bir gölün çevresinde yer alan bu külliyenin ilk binası XIII.yüzyılda yapılmış, XVIII.-XIX.yüzyıllarda yeni yapıların eklenmesi ile külliye konumuna getirilmiştir. Yapı topluluğu Halil’ür Rahman Camisi, Halil’ür Rahman Medresesi, Rıdvaniye Camisi, Rıdvaniye Medresesi ve hazire ile bütünleşerek bir külliye haline gelmiştir.
Külliyenin bulunduğu yerde 150x30 m. ölçüsünde dikdörtgen şeklinde bir havuz olup, Balıklı Göl ismi ile tanınmaktadır. Bu gölün içerisindeki balıkları yiyenlerin öleceği veya başına bir felaket geleceği inancı halk arasında yerleşmiştir. Yine inanışa göre; Hz. İbrahim’in üzerine Nemrud’un mancınıkla kaleden attığı ateşin suya dönüşmesi, odunların da balığa dönüştüğü efsanesi yüzyıllar boyunca yaşamaktadır.
Külliyenin en eski yapısı gölün kuzey kıyısındaki Halil’ür Rahman Camisi’dir. Halk arasında bu camiye Döşeme Camisi veya Hz.İbrahim’in makamından ötürü Makam Camisi ismi de verilmiştir. Şanlıurfa’daki en erken tarihli cami olarak nitelenen bu yapının Abbasi halifelerinden Me’mun tarafından yaptırıldığı ileri sürülürse de, minaresinin batı ve kuzey cephelerindeki kitabesinde h.608 (1211-1212) yılında Selahaddin-i Eyyubi’nin yeğeni El Melikü’l Eşref Muzafferüddin Musa tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Bazı iddialara göre de bu caminin bulunduğu yerde eski bir kilise bulunuyordu. Bu kilise, 504 yılında Urbisyus’un maddi yardımları ile Monofistler asına Meryem Ana Kilisesi olarak yapılmıştır.
Cami yapıldığı dönemden sonra Eyyubi mimarisini yansıtan özelliklerini büyük ölçüde yitirmiş ve son olarak 1810 yılında yapılan büyük bir onarım sonucunda da bugünkü durumunu almıştır. Caminin doğu cephesindeki kitabede; “Peygamberlerin atası Halil’ür Rahman’ın makamı olan bu cami 1225 (1810) tarihinde yaptırılmıştır” yazılıdır. Caminin batı kısmına bitişik Makam bölümünün batı kapısı üzerindeki ayet yazılı kitabede de h. 1228 (1871) tarihi bulunmaktadır. Bu da caminin iki ayrı dönemde onarıldığını göstermektedir.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu camiden İbrahim Halil Tekkesi olarak söz etmektedir:
“Tekkenin içinde bir kaynak vardır ki, Nemrud’un Hz. İbrahim’i atmak için yaktırdığı ateşin olduğu yerden çıkmıştır. Dördüncü sultan Murad Bağdat seferine giderken bu tekkeyi ziyaret edip, iki balık yakalayarak kulaklarına birer altın küpe takmıştır.
Bir adam yedi gece yedi gün ziyaret etse muradı olur derler. Saf suyundan içenler Allah’ın emriyle çarpıntı illetinden kurtulurlar, bunun için Urfa halkında çarpıntı olmayıp sağlam olurlar.”
Yapı topluluğu kesme taştan yapılmış ve dışarıdan bir bütün olarak görülmesine rağmen gerçekte iki ayrı bölüm halindedir. Bursa üslubunda kaş kemerli bir kapıdan içerisine girilen, kutsal bir su kaynağının bulunduğu kubbeli ve kare mekân yapı topluluğunun makam kısmını oluşturmaktadır.
Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, ibadet mekânının ortasındaki dört payenin taşıdığı pandantifli bir kubbe ile üzeri örtülüdür. Bunun etrafında sekiz çapraz tonozlu, mihrap duvarına paralel üç sahınlı bir plan ile karşılaşılmaktadır. İçerisi tonoz kemerlerin altındaki üçerli pencere grupları ile aydınlatılmıştır. Mihrap yarım daire şeklinde olup, sütunçelere dayanan kademeli ve üst üste iki sivri kemerlidir. Buradaki kesme taştan minber ise oldukça sade bir görünümdedir. Üzeri basit ve piramidal bir külah ile örtülmüştür. Caminin içerisi kireç ile sıvanmış olduğundan herhangi bir bezeme ile karşılaşılmamaktadır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1991 yılında yaptığı onarımda, caminin ana duvarları üzerine korkuluk şebekeleri eklenmiş ve burası kubbelerle çevrili bir teras konumunda getirilmiştir.
Caminin güneydoğu köşesinde bulunan ve içerisine ibadet mekânından girilen kare planlı minarenin Bizans dönemindeki kilisenin çan kulesi olduğu da iddia edilmiştir. Ancak, bugünkü konumu ile bunu kanıtlamak çok zordur. Minarenin gövdesi yatay silmelerle, akantus yaprakları ile bezenmiştir. Batı cephesine de nesih yazılı altı satırlık bir kitabe yerleştirilmiştir.

Halil’ür Rahman (Makam-ı Cedd-ül Enbiya) Medresesi:
Bu medresenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Günümüze gelen onarım kitabeleri de yapım tarihi konusunda bir bilgi vermemektedir. Medresenin merdivenleri karşısına gelen, kuzeye bakan odanın cephesinde h. 1189 (1775) tarihli bir onarım kitabesi vardır. Ayrıca gölün kuzey ve batı köşesindeki büyük odanın kapısı üzerinde de Sultan Abdülaziz döneminde h.1288 (1871) tarihinde Derviş Ali Paşa tarafından tamir ettirildiği yazılıdır. Büyük olasılıkla bu medresenin bulunduğu yerde Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde belirttiği, Şair Nabi’nin Tuhfet’ül Harameyn isimli eserinde sözünü ettiği İbrahim Halil Tekkesi’nin bulunduğu sanılmaktadır.
Medrese caminin makam kısmına bitişik olarak yapılan geniş bir eyvandan başlayarak kuzeye dönen ve gölün batı kıyısını kaplayan bir yapıdır. Ayrıca göle girintili olarak kubbeli bir de maksuresi vardır.
Gölün batı kıyısına sıralanmış tonoz örtülü hücreler arazi konumundan ötürü birbirlerinin eşi plan düzeninde değildir. Bu hücrelerin önünde Bursa kemerli iki katlı revaklar bulunmaktadır. Ayrıca burada Şazeliye Şeyhi Ali Baba ile Urfalı Âlim Buluntu Hoca’nın türbeleri vardır. Üçüncü türbenin kime ait olduğu ise kesinlik kazanamamıştır.
Bu medresede Bikeszade Hulusi Efendi, Şeyh Halid Efendi, Hikmet Efendi ve Şükrü Bey gibi XVIII.-XIX. yüzyıllarda yaşamış şairler yetişmiştir. Ayrıca son devir ulemalarından Abbas Vasıf Efendi, ünlü hattatlardan Arabizade Behçet Efendi bu medresede yetişmiş, Ahmet Vefik Efendi de medresede güzel yazı dersleri vermiştir.

Rıdvaniye Camisi ve Medresesi:
Halil’ür Rahman Külliyesi’nin en gösterişli yapıları Rıdvaniye Camisi ile Rıdvaniye Medresesi’dir. Gölün kuzey kıyılarını tümüyle kaplayan bu yapılar günümüze gelemeyen hamam ile birlikte başlı başına bir yapı topluluğudur. Bunlar Rakka Valisi Rıdvan Ahmet Paşa tarafından h.1129 (1717) yılında yaptırılmıştır.
Rıdvaniye Camisi halk arasında Zulmiye ismiyle tanınmıştır. Bu cami kesme taştan, dikdörtgen planlı bir plan düzeninde olup, ortadaki daha büyük olmak üzere üç kubbe ile üzeri örtülmüştür. Caminin girişinde üç bölümlü, üç kubbeli bir son cemaat yeri, doğusunda da tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Son cemaat yerinin üç kubbesinden ortadaki daha büyük olup, yanlardaki kubbeler yarım tonozlarla genişletilmiştir.
İki renkli taşların alternatifli dizilmesi ile hareketlendirilen basık kemerli bir kapı ile ibadet mekânına girilmektedir. Ahşap kanatlı giriş kapısı çağının en güzel geçme ve kakma tekniğinde yapılmıştır. Üzeri bitki motifleri ile bezenmiştir. Ayrıca kartuşlar içerisinde on beş beyitlik tarih manzumesi yazılıdır. Mihrap, siyah beyaz iki renkli taştan yapılmıştır. Minber balkon şeklinde olup, duvar içerisindeki taş bir merdivenle çıkılmaktadır. İbadet mekânı her cephede açılmış pencerelerle oldukça aydınlıktır.
Taş kaide üzerine sekizgen gövdeli minaresi mukarnaslı şerefesi ile dikkati çekmektedir.

Rıdvaniye Medresesi:
Rıdvaniye Camisi’ni üç taraftan kuşatan ve ortası havuzlu geniş bir avlu çevresinde U plan düzenindedir. Medresenin ana noktasında, üzeri kubbeli kütüphane, köşelerde iki büyük okuma odası ve revaklı medrese hücrelerinden meydana gelmiştir. Buradaki revakların Bursa kemerlerine benzerliği dikkat çekicidir. Medrese hücreleri avluya birer kapı ve pencere ile açılmıştır.
Halil’ür Rahman Külliyesi’nin çevresinde bulunan ve gezginlerin kitaplarında resimleri görülen Halil’ür Rahman Hamamı ile Balıklı Göl yakınındaki eski Urfa Evleri, haziresindeki bazı türbeler 1924-1958 yılları arasında yıktırılmıştır. Böylece Balıklı Göl ile ilerisindeki daha küçük, 50x30 m. ölçüsündeki Ayn-ı Zeliha Gölü arasında üzerinde köprü bulunan bir kanal açılmıştır. 1991 yılında yapılan onarım ve çevre düzenlemesi sırasında Halil’ür Rahman Külliyesi’nin bütün bölümleri gölün etrafını çevirecek şekilde korkuluk şebekeleri ve kemerlerle birbirlerine bağlanmış, iki medrese arasındaki alanın önündeki revaklı odalar da birleştirilmiştir.
Günümüzde bu yapı topluluğu Şanlıurfa’nın simgesi konumundadır.

Şanlıurfa Kervansarayları

Mırbi (Ilgar) Kervansarayı (Birecik)
Şanlıurfa ili Birecik ilçesinin 35 km. kuzeydoğusundaki Ilgar (Mırbi) Köyü’nde bulunan bu kervansaray Birecik-Diyarbakır, Birecik-Urfa kervan yollarının kavşak noktasında bulunuyordu. Kervansarayın kitabesi günümüze gelemediğinden ve kaynaklarda da yeterli bilgi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan Osmanlı döneminde yapıldığı sanılmaktadır.
Kervansarayın üzerine 1902–1903 yıllarında Hartavizade Emin Ağa tarafından ikinci bir kat ilave edilmiş ve yapı adı geçen kişinin konağı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle de özelliğini bütünüyle yitirmiştir.
Kervansaray kesme taştan, doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen planlıdır. Güney yönündeki girişten sonra avlu etrafında sıralanmış bölümler bulunmaktadır. Kuzey-güney yönünde üzeri 3 çapraz tonozla örtülü bir dehliz, bunun sağında ve solunda simetrik olarak yapılmış dikdörtgen planlı üçer salon bulunmaktadır. Doğu-batı yönündeki bu salonlar ahır ve yolcuların konaklamalarına ayrılmıştır.
Yapı günümüzde harap ve terk edilmiş haldedir.

Titriş Kervansarayı (Bozova)
Şanlıurfa ili Bozova ilçesi Titriş Köyü’ndeki bu kervansaray Birecik-Çarmelik-Urfa-Titriş-Karacurun-Siverek-Karabahçe ve Diyarbakır kervan yolu üzerinde bulunmaktadır. Kervansarayın kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan Osmanlı döneminde, XV.-XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Kervansaray kesme taştan, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Güney cephesindeki yuvarlak ve basık kemerli bir kapıdan giriş eyvanına girilmektedir. Bu eyvan direklerle desteklenen beşik tonoz örtülüdür. Buradan avluya geçilmektedir. Avlunun doğu, batı ve kuzey yönleri yuvarlak kemer ve payelerin taşıdığı kare planlı tonoz örtülüdür. Revakların doğu ve batı yönündekiler direklerin desteklediği düz damlıdır. Kuzeydeki revakın üzerine sonradan beton dökülmüş ve buradaki kapalı mekânlar yıkılarak yerlerine dükkânlar yapılmıştır. Hanın üç cephesi orijinalliğini korumuş olmasına rağmen iç bölümleri tamamen bozulmuştur. Bu arada güneydoğu köşesine de kerpiçten bir kat eklenmiştir. Han günümüzde harap durumdadır.

Han el-Ba’rur Kervansarayı (Harran)
Şanlıurfa ili Harran ilçesinin 20 km. doğusunda, Göktaş Köyü’nde bulunan bu kervansaray Bağdat kervan yolu üzerindedir. Kervansaray mimari yönden Anadolu kervansaraylarının bir örneğidir. Aynı zamanda da bir kale görünümündedir. Kervansarayın biri kuzey cephesindeki anıtsal portali, diğeri de batıdaki duvar üzerinde iki kitabesi bulunmaktadır. Bunlardan portal üzerindeki iki satırlık nesih yazılı kitabede;
”El Hac Hüsameddin Ali Ebu İmad bin İsa… Han-ı Ba’rür sene Zilhicce sitte ve aşrine ve
sitte miletin
Vekan’el Feragu fi şehri Cemaziyyelevvel sene sitte ve aşrine ve sitte miyetin” yazılıdır.
Portalin batısındaki duvar üzerindeki iki satırlık kitabede ise;
”Mel’un ibn-i Mel’un ibn-i Mel’un ibn-i Mel’un Men zehere alâ bani haza’l Han El Mübarek” yazılıdır.
Bu kitabelerden anlaşılacağı üzere, kervansarayı İsa oğlu El-Hac Hüsamettin Ali 1228 yılının Zilhicce ayı ile aynı yılın Cemaziyelevvel arasında yaptırmıştır. Bu dönemde yöreye Eyyubilerin egemen oldukları düşünülecek olunursa bu kervansaray da Eyyubiler döneminde yaptırılmıştır. Ayrıca kervansaraya zarar veren kişi için mel’un oğlu mel’un bedduasına da yer verilmiştir.
Kervansaray kesme taştan, 65.00x66.00 m. ölçüsünde kare planlıdır. Kervansarayın dış duvarları köşe ve ortalarda payanda görevini üstlenen kulelerle desteklenmiştir. Kuzey cephesindeki anıtsal bir portalden kaburga tonozlu bir giriş eyvanına, oradan da 43.30x44.80 m. ölçüsünde kareye yakın bir avluya girilmektedir. Giriş eyvanının sağında mescit, solunda da kervansarayı koruyan bekçilerin odasına yer verilmiştir. Mescidin güney duvarı arkasındaki merdivenlerle kervansarayın üzerini örten düz dama çıkılmaktadır.
Avlunun çevresinde yazlık ve kışlık mekânlar bulunmaktadır. Avlunun güneyinde ortada beşik tonozlu ve birbirlerine kemerlerle bağlanmış koridor şeklinde bir bölüme yer verilmiştir. Avlunun doğusunda ise beşik tonozlu olup, ön tarafı açık on bölüm halindedir. Burasının yaz aylarında kullanılan bölümler olduğu sanılmaktadır. Avlunun batısı ortada beşik tonozlu bir eyvan ve bunun iki yanında birbirlerine simetrik kare planlı dörder mekân bulunmaktadır. Bunlardan ilk iki mekânın önleri kapalı, diğer mekânın birinin önü açık, diğerinin de önü kapalıdır. Bunlar iç taraftan birbirlerine bağlı bir salon halinde olup, kervansarayın kışlık bölümünü oluşturur. Kervansarayın dört köşesindeki kapalı mekânların hamam oldukları sanılmaktadır.
Bu kervansaray Anadolu’daki Selçuklu kervansaraylarının aksine bezemesizdir. Yalnızca mescidin mihrabı mukarnaslı ve rumi bezemelidir. Bunun yanı sıra portelin yanındaki yarısı yıkılmış olan duvarda bağdaş kurmuş bir insan figürü iki eliyle zincirlerinden yakaladığı iki aslan rölyefini tutmaktadır. Bunların dışında herhangi bir bezeme ile karşılaşılmamıştır.
Harap durumda olan bu kervansaray Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları kapsamında 1993 yılında onarılmıştır.

Çarmelik Kervansarayı (Suruç)
Şanlıurfa ili Suruç ilçesinde, Şanlıurfa-Gaziantep karayolu yakınında bulunan bu kervansarayın kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Kervansaray Abbasi döneminde yapılmış, Osmanlı döneminde de onarılarak kullanılmıştır.
Kesme taştan yapılmış olan kervansaray günümüzde harap bir durumdadır. Büyük ölçüdeki yan duvarlarından birinin avluya bakan yönünde tonozlu galeriler olduğu kalıntılarından anlaşılmaktadır. Giriş portalinden sonra 63.40x65.20 m. ölçüsünde bir avluya girilmektedir. Bu avlunun çevresinde birbirlerine kemerlerle bağlanmış revaklar ve arkasında da yazlık ve kışlık bölümlerin olduğunu gösteren kalıntılar bulunmaktadır.

Şanlıurfa Hamamları

Veli Bey Hamamı (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi, Dabbakhane Mahallesi Mithat Paşa Sokağı’nda bulunan bu hamamı, vakfiyesinden öğrenildiğine göre Veli Bey Bin Mahmut h.1105 (1693) tarihinde yaptırmıştır. Giriş kapısı üzerindeki kitabesi silindiğinden okunamamıştır.
Veli Bey Hamamı kesme taştan, dikdörtgen planlı bir yapı olup, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Güney cephesinin doğu köşesindeki iki çapraz tonozlu bir koridordan soğukluk kısmına girilmektedir. Burası sekizgen kasnaklı, tromplu büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Üzerinde aydınlık feneri bulunan bu kubbeli soyunmalık kısmından kuzeybatı köşesindeki beşik tonozlu, üç bölümlü, ikisi küçük kubbe biri de tonozlu ılıklık kısmına geçilmektedir. Sıcaklık bölümü kuzey yönünde olup, bu bölümün üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Ayrıca doğu, batı ve kuzeyine de üzeri beşik tonozlu üç eyvan yerleştirilmiştir. Kuzeydoğu, kuzeybatı ve güneybatı köşelerinde de birer köşe hücresi bulunmaktadır.

Sultan Hamamı (Merkez)
Şanlıurfa Kazancı Mahallesi, Şişli Sokak’taki bu hamamın üzerindeki kitabe silik olduğundan okunamamıştır. Bu bakımdan kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Halk arasındaki bir söylentiye göre Sultan IV.Murat (1623-1640) Revan seferi sırasında bu hamamda yıkanmış, bundan ötürü de hamama Sultan Hamamı ismi verilmiştir.
Hamam kesme taştan, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı olup, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Kuzey cephesindeki merdivenli ve üzeri beşik tonozlu bir girişten sonra soğukluk kısmına girilmektedir. Burası kare planlı olup, üzeri tromplu, aydınlık fenerli kasnaksız büyük bir kubbe ile örtülüdür. Bu bölümün ortasında 1,50 m. çapında kalker taşından etrafı bezemeli bir havuz bulunmaktadır.
Soyunmalığın güneydoğu köşesinden bir kapı ile tuvalet kısmına, oradan da ılıklığa geçilmektedir. Ilıklığın üzeri beşik tonozla, yalnızca batı yönü yarım bir kubbe ile örtülüdür. Ilıklığın güneydoğu köşesinden dar bir koridorla sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklığın üzeri mukarnaslı, pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Bu mekânın doğu, batı ve güneyinde beşik tonozlu üç eyvan bulunmaktadır. Ayrıca güneydoğu, kuzeydoğu, kuzeybatı ve güneybatı köşelerinde de üzerleri pandantifli küçük kubbelerle örtülü dört köşe hücresine yer verilmiştir. Hamam günümüzde iyi bir durumdadır.

Keçeci Hamamı (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde, Sultan Hamamı’nın doğu cephesinde bulunan bu hamamın kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Urfa’daki Keçeci esnafı tarafından keçe pişirmesi amacı ile yaptırılmıştır. Büyük olasılıkla da XVI.-XVII yüzyılda yaptırılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu hamamdan söz etmiştir.
Hamam kesme taştan, soyunmalık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Osmanlı mimarisindeki hamam tiplerinden biraz farklıdır. Soyunmalık bölümü beşik tonozludur. Bunun güneyine bitişik olan ve dikdörtgen planlı sıcaklık bölümünde keçe pişirilmektedir. Bu bölümün iki yanına birer metre yüksekliğinde sekiler ham keçelerin pişirilmesi için yerleştirilmiştir.

Vezir Hamamı (Merkez)
Şanlıurfa Yusuf Paşa Mahallesi’nde bulunan bu hamamı Urfa Mutasarrıfı Arapkirli Yusuf Paşa, ismini taşıyan camisine vakıf olarak 1703 tarihinde yaptırmıştır.
Hamam kesme taştan, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlıdır. Osmanlı hamam plan düzeninde olan bu hamamın iki kapısı bulunmaktadır. Bu kapılardan doğudaki kadınlara, kuzeydeki de erkeklere ayrılmıştır. Hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk kısmı kare planlı olup, üzeri tromplu bir kubbe ile örtülmüştür. Buradan doğu-batı yönünde beşik tonozlu ılıklık bölümüne geçilir. Ilıklıktan ince bir koridorla da sıcaklık bölümüne geçilmektedir. Sıcaklık pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Doğu, batı ve güneyine de beşik tonozlu üç eyvan yerleştirilmiştir. Ayrıca kuzeydoğu, güneydoğu, kuzeybatı ve güneybatı köşelerine de birer köşe hücresi yerleştirilmiştir. Hamam günümüzde iyi bir durumdadır.

Cıncıklı Hamam (Merkez)
Şanlıurfa Karaburç Mahallesi, Hızanoğlu Sokak’ta, Hızanoğlu Camisi’nin doğusunda bulunan bu hamamın kitabesi bulunmadığından yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla da Hızaroğlu Camisi ile aynı tarihte yapılmıştır. Evliya Çelebi Seyahatname’sinde bu hamamdan söz etmiş, bu nedenle de XVII.yüzyılın ikinci yarısında hamamın var olduğu anlaşılmaktadır.
Hamam kesme taştan doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen planlıdır. Yeraltı hamamı özelliğini taşıyan hamam, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Ancak sıcaklık kısmı doğuya doğru kaymış durumdadır. Soyunmalık kısmı tromplu büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbe sekizgen kasnaklıdır. Soyunmalık kısmının güneyine beşik tonozlu bir eyvan yerleştirilmiştir. Soğukluğun güneyindeki mukarnaslı mihrap halk arasında “Şeyh Muhammet Ziyareti” olarak isimlendirilmiştir.
Ilıklık tek kubbeli olup, buradan sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklığın üzeri ise pandantifli, mukarnaslı bir kubbe ile örtülmüştür. Bu bölümün kuzey, güney ve doğusunda beşik tonozlu üç eyvan bulunmaktadır. Ayrıca kuzeydoğu, güneydoğu ve güneybatı köşelerine de üzeri kubbeli üç köşe hücresi yerleştirilmiştir.

Eski Arasta Hamamı (Merkez)
Şanlıurfa İsatçu Pazarı Mevkii’nde bulunan bu hamam da yeraltı hamam tipindedir. Hamamın kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde ismi geçmesinden ötürü hamamın XVII.yüzyıldan daha önceki bir tarihte yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Hamam kesme taştan, dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Kuzey ve güneyindeki merdivenli kapılarla soyunmalık bölümüne inilmektedir. Soyunmalık kısmı tromplu, sekizgen kasnaklı ve üzerinde aydınlık feneri olan büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Ayrıca kuzeyine beşik tonozlu bir eyvan ile fıskiyeli küçük bir havuz yerleştirilmiştir. Soyunmalığın kuzeydoğu köşesindeki bir kapıdan da beşik tonozlu tuvalet ve ılıklık bölümüne geçilir. Bu ılıklığın doğusundaki beşik tonozlu bir koridor sıcaklık kısmına açılmaktadır. Sıcaklık kare planlı olup, üzeri merkezi pandantifli merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklığın köşelerine birer hücre, doğu, batı güney tarafına da birer eyvan eklenmiştir.

Serçe Hamamı (Merkez)
Şanlıurfa, Su Meydanı Mevkii’nde bulunan bu hamam da yeraltı hamam tipindendir. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde ismi geçen Samsat Kapısı Hamamı’nın bu olduğu sanılırsa da bu iddia kesin değildir.
Hamam kesme taştan yapılmış, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Doğu cephesindeki bir kapıdan içeriye girilmekte ve merdivenle de soğukluğa geçilmektedir. Bu bölüm tromplu ve üzerinde aydınlık feneri olan büyük bir kubbe ile örtülüdür. Yakın zamanlarda bu bölümün güneyine beton bir bölme ile dükkân yapılmıştır. Böylece özelliğinden kısmen de olsa uzaklaşmıştır. Bu bölümden ılıklığa geçilmektedir. Ilıklığın üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık merkezi kubbelidir. Beş kenarına da beşik tonozlu birer eyvan yerleştirilmiştir. Bu bakımdan Serçe Hamamı beş eyvanlı oluşundan ötürü de Şanlıurfa’daki diğer hamamlardan ayrıcalıklı bir görünümdedir.

Şaban Hamamı (Merkez)
Şanlıurfa Kazancı pazarı’ndaki bu hamamın da kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Kazaz Mehmet Çelebi İbn-i Abdullah vakfiyesinde bu hamamdan Şaban Efendi Hamamı olarak söz edilmiş, yapımı konusunda da 1767 tarihi belirtilmiştir. Ancak bu tarihin vakfiyeye mi, yoksa hamama mı ait olduğu kesin değildir.
Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan hamam, yeraltı hamam plan tipindedir. Güneydoğu köşesindeki bir kapıdan merdivenle inilerek soğukluk kısmına girilmektedir. Bu bölümün üzeri tromplu, aydınlık fenerli bir kubbe ile örtülmüştür. Bu bölümde, kuzeydoğu köşesinden beşik tonozla örtülü ılıklık kısmına geçilmektedir. Burası da sıcaklık kısmına açılmaktadır. Bu bölümün üzeri pandantifli ve mukarnaslı bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklığın doğu, batı, kuzey ve güney taraflarında beşik tonozlu birer eyvan bulunmaktadır. Bu eyvanların köşelerinde de tek kubbeli hücrelere yer verilmiştir.

Yeraltı Hamamı (Siverek)
Şanlıurfa ili Siverek ilçesinde, Siverek Kalesi’nin güneyinde yapılan araştırmalar sırasında bu hamamla karşılaşılmıştır.
Kesme taştan yapılmış olan hamamın içerisinde aslan başı şeklinde bir kabartmaya rastlanmıştır. Kale ile bir geçitle bağlantılı olan bu hamam yeniden kullanılmak üzere onarılmış, bu onarım sırasında da özgünlüğünden oldukça uzaklaşmıştır.

Abadal Ağa Hamamı (Siverek)
Şanlıurfa ili Siverek ilçesinde, Siverek Kalesi’nin doğusunda bulunan hamamın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan hamamın Osmanlı döneminde, XVI.-XVII. yüzyıllarda yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kesme taş ve tuğladan horasan harçlı yapılan hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Zamanla harap olan hamam onarılmış olup, Siverek Spor Kulübü tarafından kullanılmaktadır. Hamam özelliğinden bütünüyle uzaklaşmıştır.
Şanlıurfa’da günümüze gelemeyen, ancak vakfiyelerde ismi geçen hamamlar bulunmaktadır. Bunların başında da Darendeli Mehmet Ağa Vakfına ait Bey Kapısı Hamamı (1751), Emir Mencük İbn-i Abdullah Hamamı (1373), Abbasiye Vakfına ait Karaburç Hamamı (1696), Rızvan Ahmet Paşa Vakfından Danekovan Hamamı (1740), Rızaiye Vakfından Halil’ür Rahman Hamamı (1779), Ömer Paşa Kudbeddin Camii Vakfından Ayaklı Hamam (1780) ve Hacı Nimetullah Bin-i Asker Vakfından Kuloğlu Hamamı (1722) gelmektedir.

Şanlıurfa Çeşmeleri

Hekim Dede Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Hekim Dede Camisi’nin kuzeybatı köşesine bitişik olan bu çeşmenin kitabesinden öğrenildiğine göre; Hekim Dede isimli bir kişi tarafından 1708 yılında yaptırılmıştır. Şanlıurfa’da iki yönlü çeşme tiplerinden olmasından ötürü tek örnektir.
Kare planlı, üzeri beşik tonozlu olan çeşmenin her iki cephesinde yivli ve stalaktit başlıklı köşe sütuncukları bulunmaktadır. Çeşmenin yuvarlak nişi içerisine talik yazılı kitabesi ile ayna taşı yerleştirilmiştir.

Kadıoğlu Cami (Emencekzade) Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Kadıoğlu Camisi’nin avlu girişinin doğusuna bitişik olan bu çeşmenin kitabesinden öğrenildiğine göre; Emencikzâde lakaplı biri tarafından 1723 yılında yaptırılmıştır. Bu çeşme aynı zamanda Karakoyun Deresi üzerindeki su kemerinden şehre gelen Kerhiz Suyu’nun çevredeki yapılara dağıtım (Taksimiye) görevini üstlenmiştir.
Çeşme kesme taştan dikdörtgen planlı olup, çeşme nişi zikzak kemerlidir. Bu görünüşü ile de Şanlıurfa çeşmeleri arasında tek örnektir.

Firuz Bey Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Yıldız Meydanı’nda bulunan Eyyubi Medresesi’nin (1191) yerine yapılmış olan Nakipzade Hacı İbrahim Efendi Medresesi’nin (1781) güney cephesindedir. Kitabesinden öğrenildiğine göre medrese ile birlikte 1781’de Firuz Bey isimli bir kişi tarafından yaptırılmıştır. Kitabesinde aynı zamanda bu çeşmeden Kerhiz Suyu’nun da aktığı belirtilmiştir.
Çeşme medrese duvarına gömülü, sivri kemerli olarak yapılmıştır. Köşelerinde birer sütunçe bulunmaktadır. Çeşme nişinin içerisinde çeşme aynasının bulunduğu bölüm yuvarlak kemerli olup, kemer iki renkli taşların alternatifli olarak dizilmesi ile meydana gelmiştir. Nişin önünde yalak taşı da bulunmaktadır.

Yıldız Meydanı Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Yıldız Meydanı’nda Eyyubi Medresesi’nin kuzey köşesinde bulunan bu çeşmenin kitabesi bulunmadığından kimin tarafından ve ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir.
Çeşme mihrap nişi şeklinde olup, bezemesizdir ve medrese duvarına gömülü olan niş içerisine yuvarlak bir de yalak taşı konulmuştur.

Haydar Ağa Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa’da Çakeri Camisi karşısındaki taş bir evin cephe duvarına yerleştirilen bu çeşme Köroğluzadelerden Haydar Ağa tarafından 1885 yılında yaptırılmıştır.
Çeşme yüksek ölçüde, sivri kemerli bir niş içerisindedir. Bu nişin içerisindeki dikdörtgen çerçeveli bir bölüme de ayna taşı, içerisine de yalak yerleştirilmiştir. Çeşme sade ve bezemesizdir.

Adile Hanım Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Cami-i Kebir Mahallesi Kubbeli Mescit Sokağı’ndaki kesme taştan bir evin duvarına yerleştirilen bu çeşme sivri kemerli olup, Adile Hatun tarafından 1870 yılında yaptırılmıştır. Bu çeşme 1980 yılında önünde açılan yol nedeniyle yıktırılmış, kitabesi de Şanlıurfa Müzesi’nde koruma altına alınmıştır.

Yusuf Paşa Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Yusuf Paşa Camisi’nin duvarına bitişik olan bu çeşme 1881 yılında yaptırılmıştır. Kitabesini Şair Abdi yazmıştır. Ayrıca Şair Nabi’nin divanında da bu çeşme ile ilgili bir beyit bulunmaktadır. Bu çeşme günümüze gelememiştir.

Hüseyin Ferideddin Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa’da bulunan bu çeşme Hartavizade Hafız Muhammed Selim Efendi’nin (1860) mezarının Dabbakhane Camisi’nin yanına nakledilmesinden sonra Hüseyin Ferideddin Efendi tarafından 1880 yılında yaptırılmıştır.
Küçük bir duvar çeşmesi olup, dilimli bir niş içerisinde ayna taşı bulunmaktadır. Çeşme yerden 1.00 m. yüksekliğindedir.

Hafız Süleyman Bozan Efendi Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Hekim Dede Mahallesi, Akyol Sokak’ta bulunan bu çeşme, Siverekli Camisi’nin avlu kapısının doğusunda duvar içerisindedir. Kitabesinden öğrenildiğine göre; Gömükzade Vaiz Muhammed Efendi’nin oğlu Hafız Süleyman Bozan Efendi tarafından 1882 yılında yaptırılmıştır.
Çeşme zeminden 1.00 m. yüksekliğinde, kesme taştan sivri kemerli bir niş içerisindedir.

Şeyh Saffet Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Ellisekiz Meydanı’nda, Şeyh Saffet Tekkesi’nin meydana yönelik batı cephesinde bulunmaktadır. Şeyh Saffet Efendi’nin 1891 tarihli manzum kitabesinden öğrenildiğine göre çeşmenin de kendisi tarafından yaptırılmıştır.
Duvardan dışarıya taşkın olan çeşme kesme taştan, sivri kemerlidir. XIX.yüzyıl Barok üslubunu yansıtan bezemesiz bir çeşme örneğidir. Çeşme nişi içerisinde dilimli kemerli ikinci bir niş bulunmaktadır. Her iki kemer arasında da palmet motifli bir friz dikkati çekmektedir.

Şeyh Benderiye Cami Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Şeyh Benderiye Camisi’nin avlusunun duvarı üzerindeki bu çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre 1909 yılında yaptırılmıştır. Kitabede banisinin ismi yazılı olmamasına rağmen çeşmenin de camiyi yaptıran Bekir Bey tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.
Çeşme dışarıya taşkın biçimde sivri kemerlidir. Çeşme üzerindeki bazı izlerden ilk yapılışında kalem işleri ile süslü olduğu anlaşılmaktadır.

Ebeler Sokağı Çeşmesi (Merkez)

Şanlıurfa Gölbaşı Mahallesi’nde Ebeler Sokağı’nda bulunan bu çeşme taş bir evin cephesine yerleştirilmiştir.
Kesme taştan olan çeşme dışarıya taşırılmıştır. Yuvarlak kemerli çeşme nişi bilinmeyen bir tarihte duvar örülerek iptal edilmiştir. Bu bakımdan kitabesi günümüze gelememiş ve kimin tarafından da yaptırıldığı bilinmemektedir.

Yıkık Sokak Çeşmesi (Merkez)
Şanlıurfa Bıçakçı Mahallesi, Yıkık Sokak’ta bulunan bu çeşme taş bir evin dış cephesine yerleştirilmiştir. Hafif dilimli kemerli çeşme nişinin içerisi moloz taş doldurularak kullanılamaz bir duruma getirilmiştir. Bu nedenle taş duvar örgüsünün altında kitabesinin olup, olmadığı bilinmemektedir. Banisinin kim olduğu ve ne zaman yapıldığı da bilinmemektedir.

Serap Çeşmesi (Siverek)
Şanlıurfa ili Siverek ilçesinde, Yeraltı hamamı yakınında bulunan bu çeşmenin kitabesi günümüze ulaşamamış olup, yapım tarihi bilinmemektedir.
Siyah bazalt taştan yapılmış olan çeşmenin üzeri kubbe ile örtülüdür. Çeşmeye ait taş su kanallarının kalıntıları bulunmuş ve bunların kaleden buraya getirildiği anlaşılmıştır.

Şanlıurfa Hanları

Millet Hanı (Merkez)
Şanlıurfa şehir surlarının Samsat Kapısı dışında bulunan bu hanın kitabesi günümüze gelemediği gibi kaynaklarda da onunla ilgili bilgiye rastlanmamıştır. Bu bakımdan yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XV.-XVI.yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Bu han kervanların şehre girmeden konaklamaları için sur dışında yapılmıştır.
Han kesme taştan oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Dikdörtgen planlı han tek katlı olup şehrin en büyük hanıdır. Avlu çevresine yuvarlak kemerli revak veya duvarlardaki pencerelerle açılmıştır. Osmanlı han mimarisindeki belirli bir plan tipine uymamaktadır. Üst örtüsü toprak damlıdır.

Gümrük Hanı (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde, Kazaklar Çarşısı’nda bulunan bu hanın giriş kapısı üzerindeki sülüs yazılı kitabesinden öğrenildiğine göre; Kanuni Sultan Süleyman döneminde, h.970 (1562) tarihinde yapılmıştır.
Evliya Çelebi bu handan Yetmiş Hanı ismi ile söz etmektedir. Ayrıca iki renkli taşlardan yapılmış olmasından ötürü de Alaca Han ismi ile kaynaklarda yer almaktadır.
Kesme taştan yapılmış olan han, dikdörtgen planlı olup, bir avlunun çevresinde dükkânlar sıralanmıştır. Hanın giriş kapısı dıştan yuvarlak kemerli olup, giriş eyvanının avluya açılan kapısı sivri kemerlidir. Hanın iki büyük kapısı ve tali geçişler için de kullanılan küçük kapıları vardır. Büyük kapılardan biri hanın içerisindeki bedesten, diğeri de açık çarşı ile bağlantılıdır. Giriş kapısının yanındaki bir merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. Giriş eyvanının üzeri mescit olarak kullanılmıştır. İkinci kat birbirlerine yuvarlak kemerli sütunlarla birleştirilmiş tonozlu bir revak ve bunun arkasında da hanın odaları sıralanmıştır. Sütunların arası taş korkuluklarla kapatılmıştır. Bu revak hanın avlusuna açılmaktadır.
Gümrük Hanı 2001 yılında Şanlıurfa Kültür Sanat ve Araştırma Vakfı tarafından Rızvaniye Vakfının da katkıları ile restore edilmiştir.

Mencek Hanı (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde, Pamukçu Pazarı’nın doğusunda bulunan Mencek Hanı’nın kitabesi günümüze gelememiş olup, yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber h.1128 (1716) tarihli bir vakfiyede hanın isminin geçmesi, hanın XVIII.yüzyıl başlarında var olduğunu göstermektedir. Mimari yapısından hanın XVI.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır.
Han kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Dış cephesine dükkânlar yerleştirilmiştir. Kuzey cephesindeki tonozlu bir dehlizden kare planlı avluya girilmektedir. Giriş eyvanının yanındaki taş bir merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır. İkinci kat yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlanmış sütunlu bir revakın arkasındaki odalardan meydana gelmiştir. Buradaki revakların doğu cephesindekiler payeli, diğerleri de sütunludur. Avlunun güneybatısındaki köşeler eyvan şeklinde yükseltilmiştir.

Mehemede Hanı (Merkez)
Şanlıurfa Soğmatar’ın 30 km. kuzeyinde, Dağyanı Köyü’nde bulunan bu han, Mehmet’in Hanı ismi ile de tanınmaktadır. Aynı zamanda burası Hayrat olarak da anılmaktadır. Romalılar dönemine ait bir yapının üzerindeki bu hanın yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bunu belirten bir kitabeye de rastlanmamıştır.
Han dikdörtgen planlı, kesme taştan, doğu-batı yönünde uzanan bir yapıdır. Günümüze kısmen harap olarak gelebilen hanın yuvarlak kesme taştan bir üst örtüsü olup, beşik tonozla örtülmüştür. İçerisinde kayalara oyulmuş su toplama havuzu bulunmaktadır. Ayrıca doğu ve güneyinde kayalık zeminlere oyulmuş su kanalları bulunmaktadır.

Barutçu Hanı (Merkez)
Şanlıurfa Demirci Pazarı’nda bulunan bu hanın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XVI.-XVII.yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.
Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan han iki katlıdır. Yuvarlak kemerli bir kapıdan girilen avlunun çevresi yuvarlak kemerlerle birbirine bağlı sütunların oluşturduğu bir revakla çevrilidir. Bu revakın arkasında odalar sıralanmıştır. Hanın ikinci katı dışa kapalı bir koridorun arkasında cepheye yönelik odalardan meydana gelmiştir. Üst örtüsü düz toprak damlıdır. Günümüzde han kullanılmaktadır.
Bunların dışında ilde, Hacı Kâmil Hanı, Şaban Hanı, Kumluhayat Hanı, Fesadı Hanı, Samsat Kapısı Hanı, Bican Ağa Hanı ve Topçu Hanı bulunmaktadır. Ayrıca Şanlıurfa’da yakın tarihlere kadar ayakta olan ancak günümüze gelemeyen başlıca hanlar da Çifte Han, Aslanlı Han, Boyahane Hanı, Ali Bargut'un Hanı, Zencirli Hanı (Küsto'nun Hanı), Cesur Hanı, Hacı Ali Ağa Hanı’dır.

Şanlıurfa Anıtları

Mustafa Kemal Paşa Anıt Çeşmesi (Yol Gösteren Çeşmesi) (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde Vali Konağı karşısında, bugünkü Cebeci İşhanı’nın bulunduğu yerdeki bu anıt çeşme, Vali Turgut Sayın tarafından 1972 yılında yerinden kaldırılarak Diyarbakır-Mardin-Gaziantep yol kavşağına nakledilmiştir.
I.Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de savaşan ve bu savaşta göstermiş oldukları kahramanlıkla tanınmış Urfa taburundan sağ kalan gaziler savaş sonrası buraya döndüklerinde komutanları Mustafa Kemal Paşa’dan övgü ile söz etmişlerdir. O yıllarda Urfa Mutasarrıfı olan Nusret Bey gazilerin sevgi ve bağlılıklarını sembolleştirmek amacıyla 1917 yılında bu anıtı yaptırmıştır. Ayrıca Karakoyun Deresi üzerinde, yeni açılan caddeye de Mustafa Kemal Paşa Caddesi ismini vermiştir.
Anıt beyaz kesme taştan yapılmıştır. Anıtın köşelerindeki sütunlarla iki katlı bir görünümdedir. Alt kısmında bir su haznesi, dört tarafında da çeşme muslukları bulunmaktadır. Ayrıca anıtın dört cephesine de yerleştirilen kitabelere Kafkas Yolu, Hindistan Yolu, Ankara Yolu ve Mustafa Kemal Paşa Caddesi yazılmıştır. Böylece bu anıt aynı zamanda yön de göstermektedir.
Şanlıurfa’daki bu anıtın bir özelliği de Atatürk unvanını almadan önce Mustafa Kemal Paşa adına dikilen ilk anıt olmasıdır. Bunun yanı sıra Mustafa Kemal Paşa adına ilk defa Şanlıurfa’da bu anıt önündeki caddeye ismi verilmiştir.

Harb-i Umumi Şehitleri Anıtı (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde, Hükümet Konağı önünde, dört yol kavşağında bulunan bu anıt, I.Dünya Savaşı’na katılan Urfalı şehit ve gaziler anısına Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey tarafından 1917 yılında yaptırılmıştır.
Şanlıurfa Vilayet binası önündeki caddede bulunan anıt, 1983 yılında Urfa Belediye Başkanı Alaaddin Turan tarafından bugünkü yerine nakledilmiştir.
Anıt kesme taştan 8.50 m. yüksekliğinde, yuvarlak bir kaide üzerine kare gövdeli olup, yukarıya doğru daralan biçimde yapılmıştır. Anıtın kuzey cephesinde, “Bu ha¬cer samit değil, iklil-i cihadı ekberdir. 1335” (Bu taş sessiz değil, büyük bir savaşın tacıdır 1917); Bunun altındaki kitabede de “Harb-ı Umumi şühedaya fatiha 1330–1332" (I.Dünya Savaşı şehitlerine fatiha. 1912–1914) yazılı¬dır.
Anıtın güney cephesinin üzerinde “Cây-ı cihâda giden erlere nusret ola. 1334” (Cepheye giden erlere yar¬dım ola. 1916); altında ise “Harb-ı Umumi şühedaya fatiha 1330–1332" (I.Dünya Savaşı şehitlerine fatiha. 1912–1914) yazılı¬dır.

Şanlıurfa Müzesi

Anadolu ile Mezopotamya arasında kültürel bir geçiş olan Şanlıurfa’da bir müze kurulması ilk defa Maarif Müdürü Avni Günal tarafından ortaya atılmış, çevredeki dağınık haldeki eserler Atatürk İlkokulu’nda bir araya getirilmiştir. Bundan sonraki dönemde şehrin müzeye olan ihtiyacı Milli Eğitim Bakanlığı’na duyurulmuştur. Müze çalışmaları başladıktan sonra Şehit Nusret İlkokulu’nun alt katı 1956 yılında müze olarak tahsis edilmiş ve toplanan eserler burada düzenlenmiş ve teşhir edilmeye başlanmıştır. Müzenin yapısı sürekli gelen eserler nedeni ile yetersiz kalmış, Şanlıurfa Belediyesi Şehitlik Mevkiindeki 1.500 m2’lik bir araziyi müze yapılması için hazineye devretmiştir. Bundan sonra Y.Mimar Meral Korkusuz’un hazırladığı projeye göre Bahçelievler Şehitlik Mahallesi’nde yeni müze binasının yapımına 1961 yılında başlanmıştır.
Şanlıurfa Müzesi 18.11.1967 tarihinde Müdürlük haline getirilmiş ve 1969’da da ziyarete açılmıştır. Önceki dönemlerde toplanan eserlere ilave olarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Ankara Etnoğrafya Müzesi’nden seçilen eserler buraya gönderilmiş ve koleksiyonlar zenginleştirilmiştir. Müzenin zamanla gelişmesi ile yanına 1987 yılında ek bir bina yapılmıştır. Bu çalışmalar sırasında müzede görevi başında ölen Adnan Mısır’ın büyük hizmetleri olmuştur.
Şanlıurfa Müzesi arkeoloji ve etnoğrafya bölümlerinden meydana gelmiştir.
Şanlıurfa ve çevresindeki Harran, Göbekli Tepe, Kazane Höyük, Gürcü Tepe, Hacınebi Höyük, Titriş Höyük ile Atatürk ve Birecik barajlarının suları altında kalan Hidar, Hasek Höyük, Çavi Tarlası, Nevala Çori, Tilbeş Höyük, Apemeia gibi höyüklerden, eski yerleşim yerlerinden çıkarılan buluntularla müzenin bölümleri zenginleştirilmiştir.
Müzenin arkeoloji bölümünde; Alt ve Orta Paleolitik devirlere ait çakmak taşı aletleri; Neolitik döneme ait çakmak taşından deliciler, kesici aletler, taş idoller ve kaplar; Kalkolitik döneme ait pişmiş topraktan boyalı ve boyasız, geometrik bezemeli keramikler, mühürler, pithoslar, kolyeler; Eski Tunç Çağına tarihlenen pişmiş topraktan kap kacaklar, mühür baskılı küp parçaları, figürinli kap kacaklar, silindir şeklinde damga mühürleri, çeşitli hayvan figürinleri, takılar, idoller, madeni eserler ve Harran’da bulunmuş döşeme mozaikleri sergilenmektedir.
Müzenin etnoğrafik bölümünde ise; yöresel giysiler, gümüş ve bronz oymalı kitabeler, ağaç işi örnekleri, ahşap kapılar ve pencere kanatları bulunmaktadır. Ayrıca yöresel çeşitli el sanatı örnekleri ile el yazması eserler, kuranlar, kesici ve ateşli silahlar koleksiyonları tamamlamaktadır.
Müze bahçesinde de çeşitli dönemlere ait büyük boyuttaki taş eserlere geniş yer verilmiş ve bunlar kronolojik bir sıraya göre sergilenmiştir.

Şehitlik Mahallesi, Çamlık Caddesi Bahçelievler
Tel : (0414) 313 15 88
Faks : (0414) 314 16 42

Şanlıurfa Türbeleri

Şazeli Şeyhi Ali Dede Türbesi (Merkez)
Şanlıurfa Halil’ür Rahman Cami ve Külliyesinin haziresinin kuzeydoğu köşesinde, Halil’ür Rahman Gölü’nün güneyinde bulunan bu türbe, Şazeli Şeyhi Ali Dede’ye aittir. Ali Dede ile ilgili yeterli bilgiye rastlanmamakla beraber Sultan IV.Murat devrinde yaşadığı söylenmektedir.
Türbe kesme taştan ve tek kubbelidir.

Osman Veli Hazretleri Türbesi (Merkez)
Şanlıurfa’da Hz. İbrahim’in doğduğu kabul edilen mağaraya bitişik olan bu türbe XIX.yüzyıl Kadiri Şeyhlerinden Osman Veli Hazretlerine aittir. Hz. İbrahim Makamının doğusunda küçük bir mezarlık içerisindeki bu türbe kesme taştan ve tek kubbelidir. Türbe içerisinde Osman-ı Veli’nin sandukası kendisine özgü el yazmaları, kitapları, hırkası, tespihi, Kuranı ve eşyaları da sergilenmektedir.

Çift Kubbeli Kümbetler (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde Şanlıurfa Kalesi’nin doğusundaki mezarlık içerisindeki iki mezar anıtı halk arasında Çift Kubbe olarak tanınmaktadır. Bu türbenin kime ait olduğu ve yapım tarihi bilinmemektedir.
Kümbet altı taş ayak üzerine oturan, üzeri kubbeli açık kümbet şeklindedir. Türbede iki sanduka bulunmaktadır.

Seyyid Hacı Ali Türbesi (Merkez)
Şanlıurfa Harran Kapı Mezarlığı’nda bulunan bu türbe Seyyid Maksud oğlu Seyyid Hacı Ali’ye aittir. Türbe içerisinde Kadiri şeyhi Hacı Mustafa Efendi (1876), iki oğlu, bir kızı ve 1969 yılında ölen Şeyh Hüseyin’e ait toplam altı mezar bulunmaktadır. Bu türbe halk arasında Kral Kızı Türbesi olarak da tanınmaktadır.
Türbe kesme taştan sekizgen planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Kapısı üzerindeki kitabesi bulunmaktadır.
Kitabe:
“Bu mezar, seyyidler seyyidi, iyilik ve gü¬zellikler ba¬bası, Seyyid Maksud oğlu Seyyid Hacı Ali'nindir. Allah'ın rahmetine kavuştuğu Rebiülevvel 1003 (Kasım 1594) tarihinde burası bina edilmiştir.”

Şeyh Mesud Türbesi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde Selçuklu üslubundaki medresenin eyvanı içerisinde Şeyh Mesud’un sandukası bulunmaktadır. Şanlıurfa yapılarının en eskilerinden birisi olan bu türbenin yakınındaki kaya üzerine yazılmış bir kitabe bulunmaktadır.
Kitabe:
”Bu sarnıc, Nişaburlu Said Hengel'in oğlu Mes‘ud tarafından 10 Receb 579 (30 Ekim 1183) tarihinde oyulmuştur. Kim Allah'ı yardıma çağırırsa, Allah ona ve bütün Müslümanlara yardım ve merhamet etsin.”
Bu kitabeye dayanılarak türbenin Nişaburlu Sait Hengel’in oğlu Mesud’a ait olduğu sanılmaktadır. Bu durumda türbe ve yanındaki medresenin XII.yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır.

Şeyh Bekir Türbesi (Merkez)
Şanlıurfa Yıldız Mahallesi’nde Ulu Cami’nin yakınında bulunan bu türbe halk arasında Şıh Bekir Ziyareti olarak tanınmaktadır. Hoca Halil Efendi vakfiyesinden öğrenildiğine göre, yanında Şeyh Ebubekir Efendi’nin XVI.yüzyılın ortalarında yapılmış olan sebili bulunmaktadır.
Türbe içerisinde Şeyh Ebubekir Efendi’nin sandukası bulunmaktadır. Aynı zamanda sandukanın önündeki giriş cephesine açılan kafesli pencereden de Ulu Cami’ye gelenlere şerbet ikram ediliyordu.
Türbe kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, giriş kapısı üzerine kitabesi yerleştirilmiştir. Bu türbe Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında, 1990-1995 yıllarında onarılmıştır. Önceki dönemlerde içerisine döşenen fayanslar sökülmüş, çürüyen taşları değiştirilmiş, önündeki şerbet penceresi de yenilenmiştir.

Şehabettin Ahmet Türbesi (Merkez)
Şanlıurfa Ulu Cami avlusundaki hazire içerisindeki bu türbe, kitabesinden öğrenildiğine göre Mevlâna Halit Bagdadi’nin oğlu Şehabettin Ahmet için 1823 yılında Halep Valisi Osman Nuri Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Türbe kesme taştan kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Zamanla orijinalliğinden uzaklaşan bu türbeyi Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında, 1990-1995 yıllarında onarılmıştır.

Muhammet Muhiddin Türbesi (Merkez)
Şanlıurfa Ellisekiz Meydanı’nda Şeyh Saffet Dergâhı’nın batısına bitişik olan bu türbe 1795 yılında yaptırılmıştır.
Kesme taştan yapılmış olan türbenin yanında bir de çeşmesi bulunmaktadır. Türbe, Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında, 1990-1995 yıllarında onarılmıştır.

Nimetullah Bey ve Lütfi Bey Türbeleri (Merkez)
Şanlıurfa Nimetullah Cami avlusunun ortasında bulunan bu türbe, Nimetullah Bey’e aittir. Türbenin giriş kapısı üzerindeki kitabede;
”Zir-i zemin hücrede yatan merhumlara Fatiha. Ruz Beg eş-şehir bi Nimettullah Beg sene 1003 (1594)” yazılıdır.
Türbe kesme taştan yapılmış olup, dikdörtgen planlıdır. Türbe içerisinde üç sanduka bulunmaktadır. Bunlardan ikisi Nimetullah Bey ile Ali Bey ibni Lütfi Bey’e (1594) aittir. Diğer sandukanın kitabesi silindiğinden kime ait olduğu anlaşılamamıştır. Büyük olasılıkla da Ruz Bey’in soyundan gelen birine ait olmalıdır.
Türbe, Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında, 1990-1995 yıllarında onarılmıştır.

Hekim Dede Türbesi (Merkez)
Şanlıurfa Hekim Dede Camisi’nin avlusunda bulunan bu türbede gömülü olan Hekim Dede’nin kim olduğu kesinlik kazanamamıştır. Yanındaki 1633 tarihli Hekim Dede Camisi’nden önce yapıldığı sanılmaktadır.
Türbe kesme taştan, kare planlı ve tek kubbelidir. Yuvarlak kemerli giriş kapısının yanında dikdörtgen şekilde küçük bir penceresi bulunmaktadır. Türbe, Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında, 1990-1995 yıllarında onarılmıştır.

Hayat El Harrani Türbesi (Harran)
Şanlıurfa ili, Harran ilçesinde bulunan bu türbe, XII.yüzyılda Harran’da yaşamış ve 1185 yılında aynı yerde ölmüş bir İslam alimi olan Şeyh Yahya Hayat El Harrari’ye aittir. İbn-i Cübeyr Onunla ilgili bazı bilgiler vermektedir:
“Allah bu şehri dindar, iyi kişilerin oturduğu, kendini Allah’a adamış seyyahların uğradığı bir yer yapmış. Bu kişilerden Ebü’l Berakat Hayat bin Abdülaziz’i kendi ismini taşıyan mescidin zaviyesinde ziyaret ettik. Onda zahitlerde gördüğümüz halleri gördüm. Şeyh Ebü’l Berakat’ın yanına vardık. 80 yaşını aşmıştı. Bizimle el sıkıştı, bize hayırlı dualarda bulunup oğlu Omar’ı görmemizi tavsiye etti.”
İbn-i Cübeyr’in vermiş olduğu bu bilgilerden, şeyhin ölümünden önce burada kendisine ait bir mescit ve zaviyenin bulunduğu da anlaşılmaktadır.
XVII.yüzyılda Harran’a gelen Evliya Çelebi de bu türbeden söz etmiştir:
”Şeyh Yahya Ziyaret Yeri, Harran dibindedir. Kutupluğa ayak basmış ulu sultandır. Harran Kalesi’nin yanında çöl tarafında büyük bir kubbe içinde metfundur. Çöl Arapları bu sultana son derece bağlıdırlar hatta Araplar arasında mühim bir mesele için yemin ettirmek icap etse de Basra, Lahsa, Umman, Cezayir, Kurna’dan gelip bu sultanın üzerine Yahya Hayati’nin başı için deyip duvara el sürse Allah’a yemin etmiş gibi sayılır.”
Şeyh Yahya Hayat el Harrani’nin türbesi camisinin yanındadır. Cami ve türbe değişik zamanlarda onarım görmüş ve bazı değişikliklere uğramıştır. İlk yapılışında kare planlı tromplu bir kubbe ile örtülü olan türbenin doğu tarafına sonraki yıllarda kubbeli ikinci bir bölüm daha eklenmiştir. Talbot Rice sandukanın bulunduğu kubbeli mekânın Eyyubiler zamanında yapıldığını ileri sürmüştür.
Cami ile türbe birbirinden bir duvarla ayrılmıştır. Bu duvara iki onarım kitabesi yerleştirilmiştir. Kitabelerden birinde Şeyh Hayat İbn Kays’ın ismi ve Ebcet hesabı ile h.882 (1399); diğer kitabede ise cami ve makamın h.1168 (1755) tarihlerinde onarıldığı yazılıdır.

Cabir El Ensar Türbesi (Harran)
Şanlıurfa ili Harran ilçesine 20 km. uzaklıktaki Cabir El Ensar (Yardımcı) Köyü’nde Cabir Bin Abdullah (Cabir El Ensari) Türbesi ve camisi bulunmaktadır. Cabir El Ensar 607 yılında Mekke’de doğmuş, 697’de de Medine’de ölmüştür. Peygamber ile birlikte savaşlara katılmış, Şam’ın, Harran’ın ve Urfa’nın fetihlerinde bulunmuştur. Bu türbenin makam olması kuvvetle muhtemeldir.
Türbe kesme taştan, dikdörtgen planlı olup caminin doğusuna eklenmiştir. Üzeri merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Kuzey cephesindeki pencerelere örgü motifli, daireler içerisine yerleştirilmiş palmet ve lotuslardan oluşan bir bordür yerleştirilmiştir. Ayrıca portal üzerinde de aşağıya doğru sarkık palmet dizileri bulunmaktadır. Bu motiflerin Şanlıurfa’daki taş işçiliği arasında tek örnek olması yönünden de oldukça önemlidir.
Türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1992 yılında restore edilmiştir.

İmam Bakır Türbesi (Harran)
Şanlıurfa ili Harran ilçesine 3 km. uzaklıktaki İmam Bakır Köyü’nde bulunan bu türbe, 12 İmam’dan beşincisi olan Ebu Cafer İmam Muhammed Bakır’a atfedilmiştir. Türbenin yanında aynı isimde cami de bulunmaktadır.
Türbe bir makamdır. Ebu Cafer, Hz. Fatma’nın torunu olan ve ilminden ötürü Bakır unvanını almış, 676 yılında Medine’de doğmuş, 721 yılında da Hamime’de ölmüş ve Medine-i Münevvere’deki Baki Mezarlığı’na gömülmüştür. Hz. Ömer zamanında Urfa ve Harran’ın fethine katılmıştır. Bu savaşta kopan parmağı buraya gömülmüş ve üzerine bu türbe yapılmıştır.
Türbe değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğini yitirmiştir. Bugünkü türbe kesme taştan kare planlı olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Türbe içerisinde İmam Bakır’ın sandukası ve duvarda da bir mihrap nişi bulunmaktadır.

Eba Müslimi Horasani Türbesi (Suruç)
Şanlıurfa ili Suruç ilçesinin 10 km. doğusundaki Ziyaret Köyü'nde bulunan Şeyh Eba Müslimi Horasani Türbesi, Selçuklular zamanında 1168 yılında yapılmıştır. Sultan IV.Murat tarafından türbe genişletilmiş ve yeniden yapılmıştır.
Türbe, moloz ve kesme taştan yapılmış, 25.00x35.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Türbenin üzeri kubbe ile örtülüdür. Girişteki küçük bir bölüme Şeyh Eba Müslimi Horasani'ya ait olduğu sanılan bir sanduka bulunmaktadır. Sonraki yıllarda buraya eklenen karanlık bir odanın akıl hastaları için yapıldığı söylenmiş ancak, bunu belirten bir belgeye rastlanmamaktadır.
Türbenin karşısında Şeyh Müslimi'nin kölesi Şeyh Sait'e ait ikinci bir türbe bulunmaktadır. Bu türbe de kesme taştan ve kubbe ile örtülüdür.

Hz.Eyyüp Peygamber Türbesi (Viranşehir)
Şanlıurfa ili Viranşehir ilçesine 3 km. uzaklıktaki Eyyüp Nebi Köyü’nde Eyyubi Nebi Mescidi’nin doğusunda bulunan bu türbe, aslında bir makamdır. Buradaki dikdörtgen planlı, tek kubbeli, kesme taştan yapı 1990’lı yıllarda Şanlıurfa Valiliği çevre düzenlemesi ve restorasyon çalışmaları sırasında Mimar Cevher İlhan ve İnş.Müh.Yahya Çini’nin projelerine göre yeni baştan yapılmıştır.
Bugünkü türbe sekizgen planlı kesme taştan olup, üzeri kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Ön kısmına da küçük kubbeli bir revak yapılmıştır.
Eyüp Peygamber mezarının 500 m. güneybatısında da El Yesa Peygamberin türbesi bulunmaktadır.

Hz.El Yesa Peygamber Türbesi (Viranşehir)
Şanlıurfa Eyyüp Nebi Köyü’nün güneybatısında bulunan bu türbe briket duvarlı, düz damlı basit bir yapı iken, Şanlıurfa Valiliği çevre düzenleme ve restorasyon çalışmaları sırasında 1990’lı yıllarda yıkılmış ve kesme taştan yeni bir türbe yapılmıştır.
Yeni yapılan türbe dikdörtgen planlı, kesme taştan ve üzeri kubbe ile örtülmüştür. Türbenin sağ ve soluna namaz kılınacak mekânlar eklenmiştir. Türbe içerisindeki El Yesa Hazretlerinin sandukası kesme taştan olup, Ahlat mezar taşlarına benzer şekilde Mehmet Oymak tarafından yapılmıştır.

Hz.Rahime Hatun Türbesi (Viranşehir)
Şanlıurfa Eyyüp Nebi Köyü’nde, köy mescidinin kuzeyinde bulunan bu türbenin mimari bir özelliği bulunmamaktadır.
Dikdörtgen planlı, kubbeli olan bu yapı Şanlıurfa Valiliği çevre düzenlemesi ve restorasyon çalışmaları sırasında yıkılmış ve yerine dikdörtgen planlı, saçaklı ve üzeri kubbeli, iki cephesi yarım yuvarlak daire şeklinde açık bir türbe yapılmıştır. Böylece mezarın dışarıdan görülmesi sağlanmıştır.
 
Şanlıurfa Medreseleri

Halil’ür Rahman (Makam-ı Cedd-ül Enbiya) Medresesi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi Gölbaşı Mahallesi’nde, Balıklı Göl isimli küçük bir gölün çevresinde yer alan bu külliyenin bir bölümünü oluşturan bu medresenin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Günümüze gelen onarım kitabeleri de yapım tarihi konusunda bir bilgi vermemektedir. Medresenin merdivenleri karşısına gelen, kuzeye bakan odanın cephesinde h. 1189 (1775) tarihli bir onarım kitabesi vardır. Ayrıca gölün kuzey ve batı köşesindeki büyük odanın kapısı üzerinde de Sultan Abdülaziz döneminde h.1288 (1871) tarihinde Derviş Ali Paşa tarafından tamir ettirildiği yazılıdır. Büyük olasılıkla bu medresenin bulunduğu yerde Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde belirttiği, Şair Nabi’nin Tuhfet’ül Harameyn isimli eserinde sözünü ettiği İbrahim Halil Tekkesi’nin bulunduğu sanılmaktadır.
Medrese caminin makam kısmına bitişik olarak yapılan geniş bir eyvandan başlayarak kuzeye dönen ve gölün batı kıyısını kaplayan bir yapıdır. Ayrıca göle girintili olarak kubbeli bir de maksuresi vardır.
Gölün batı kıyısına sıralanmış tonoz örtülü hücreler arazi konumundan ötürü birbirlerinin eşi plan düzeninde değildir. Bu hücrelerin önünde Bursa kemerli iki katlı revaklar bulunmaktadır. Ayrıca burada Şazeliye Şeyhi Ali Baba ile Urfalı Âlim Buluntu Hoca’nın türbeleri vardır. Üçüncü türbenin kime ait olduğu ise kesinlik kazanamamıştır.
Bu medresede Bikeszade Hulusi Efendi, Şeyh Halid Efendi, Hikmet Efendi ve Şükrü Bey gibi XVIII.-XIX. yüzyıllarda yaşamış şairler yetişmiştir. Ayrıca son devir ulemalarından Abbas Vasıf Efendi, ünlü hattatlardan Arabizade Behçet Efendi bu medresede yetişmiş, Ahmet Vefik Efendi de medresede güzel yazı dersleri vermiştir.

Rıdvaniye Medresesi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezi Gölbaşı Mahallesi’nde, Balıklı Göl isimli küçük bir gölün çevresinde yer alan bu külliyenin bir bölümünü oluşturan bu medrese, Rıdvaniye Camisi ile birlikte Urfa Valisi Rıdvan Ahmet Paşa tarafından 1736 tarihinde yaptırılmıştır. Bunu belirten kitabe avlunun ortasındaki dershanenin cephesinde bulunmaktadır.
Medrese, Rıdvaniye Camisi’ni üç taraftan kuşatan ve ortası havuzlu geniş bir avlu çevresinde U plan düzenindedir. Medresenin ana noktasında, üzeri kubbeli kütüphane, köşelerde iki büyük okuma odası ve revaklı medrese hücrelerinden meydana gelmiştir. Buradaki revakların Bursa kemerlerine benzerliği dikkat çekicidir. Medrese hücreleri avluya birer kapı ve pencere ile açılmıştır.

Eyyubi (Nakipzâde Hacı İbrahim Efendi) Medresesi (Merkez)
Şanlıurfa Cami-i Kebir Mahallesi’nde bulunan Eyyubi Medresesi, Eyyubiler devrinde yapılmış olan bir medrese üzerine Nakipzâde Hacı İbrahim Efendi tarafından 1781 tarihinde yaptırılmıştır.
Osmanlı medreseleri plan tipinde, dikdörtgen planlı, kesme taştan yapılmış olan medresenin girişinin karşısında kare planlı, kubbeli dershane kısmı bulunuyordu. Bunun batısındaki mekânın kütüphane olduğu sanılmaktadır. Medrese avlusunun iki yanında revakların arkasında medrese hücreleri bulunuyordu.
Bu medreseden günümüze yalnızca kitabesi gelebilmiştir. Medresenin güney duvarında Firuz Bey’in 1781 tarihinde yaptırmış olduğu çeşme de iyi durumda günümüze gelebilmiştir.
Şanlıurfa’da bu medreselerden başka Evliya Çelebi’den öğrenildiğine göre; Kızıl (Ulu Cami) Cami, Firuz Bey ve Sultan Hasan medreseleri de bulunuyordu. Bunlardan Kızıl Cami (Ulu Cami) Medresesi ve Sultan Hasan (Hasan Padişah) Medresesi yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Ancak Firuz Bey’in medresesinin yeri ile ilgili herhangi bir bilgiye kaynaklarda rastlanmamıştır.
1867 tarihli Halep Vilayet Salnamesi’nde Urfa il merkezinde bir; 1903 tarihli Maarif Salnamesi’nde Rıdvaniye, Rahimiye, Sakıbiye, İbrahimiye, Rızaiye ve Süleymaniye isimli medreselerin isimleri yazılıdır. Bu medreselerden Rahimiye Medresesi’nin Tahtamor (Toktemur) Camisi’nin yakınında olduğu belirtilmiştir. Rızaiye Medresesi’nin ise Ümmügülsün Hatun tarafından Kudbettin Camisi’ne vakıf olarak 1779 tarihinde yaptırıldığı öğrenilmektedir. İbrahimiye Medresesi’ni Es-Şeyh El Hac İbrahim Efendi İbn-i Kasım Efendi’nin yaptırdığı belirtilmiştir. Ayrıca XVIII.yüzyıla tarihlenen Urfa ile ilgili vakfiyelerde Hamis Efendi Medresesi ve Sultan Burhan Medresesi’nin bulunduğu da öğrenilmektedir.
İhlasiye Medresesi cami ile birlikte 1623 tarihinde Kunduracı pazarı’nda Hacı Musa tarafından yaptırılmış ve XX.yüzyılın ikinci yarısında yıktırılmıştır. Şabaniye Medresesi’nin yerinde bugün Mithat Paşa İlköğretim Okulu bulunmaktadır.

Şanlıurfa Kilise ve Manastırları

Aziz Yuhannes Kilisesi (Vaftizci Yahya Kilisesi -Büyük Kilise) (Merkez)
Şanlıurfa’da Vali Fuat Bey Caddesi’nde (Yeniyol) bulunan Selahattin Eyubbi Camisi’nin bulunduğu yerde Piskopos Nona tarafından 457 yılında yaptırılan Aziz Yuhannes (Vaftizci Yahya) Kilisesi bulunuyordu. Bu yapı aynı zamanda Adalet Sarayı olarak da kullanılmıştır. Selahattin Eyyubi döneminde bu kilisenin üzerine 900–1250 yılları arasında Selahattin Eyyubi Camisi yapılmıştır.
Kilise kesme taştan dikdörtgen planlı ve üç nefli ve bazilika plan düzeninde yapılmıştır. Kilisenin üzeri içten beşik tonoz, dıştan da düz dam ile örtülüdür. Neflerin orta bölümü yan neflerden daha geniş ve daha yüksektir. Girişi batı yönünde olup, burada yedi bölümlü bir narteks bulunmaktadır. Camiye çevrildikten sonra narteks son cemaat yeri olarak kullanılmaktadır. Bu bölüm altı yuvarlak sütuna dayanmaktadır. İbadet mekânı oldukça geniş ölçüde pencerelerle aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin kenarlarında yarım sütunlar ve birbirlerine dolanmış ejder kabartmaları bulunmaktadır. Ayrıca yarım sütunların başlıkları üzerindeki haç taşıyan azizler ve kuş figürleri de yapının camiye çevrilmesinden sonra sıva ile kapatılmıştır. Bunun dışında yapı içerisinde herhangi bir bezemeye rastlanmamaktadır.
Kilisenin apsisi yarım kubbelidir. Bunlardan orta apsis yan apsislere beşik tonozlu koridorlarla bağlanmıştır. Apsisler Suriye bazilikalarında görüldüğü gibi dışarıya çıkıntılı olmayıp, düz bir duvar şeklindedir. Yan apsislere bitişik olarak beşik tonozlu pastoforium (papaz hücreleri) eklenmiştir.
Bu kilise ile ilgili eski fotoğraflarda yanında mezarlık bulunduğu ve kilisenin de düz bir çatı ile örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Yapı uzun yıllar harap durumda kalmış, bir ara elektrik santrali olarak kullanılmış ve 28 Mayıs 1993’te onarılarak Selahattin Eyyubi Camisi olarak ibadete açılmıştır.

St. Thomas Kilisesi (Merkez)
Şanlıurfa Halil’ür Rahman Gölü’nün kuzey kenarında bulunan Rıdvaniye (Rızvaniye) Cami ve Medresesi’nin bulunduğu yerde Bizans dönemine tarihlenen St. Thomas Kilisesi bulunuyordu.
J.B.Segal’in belirttiği gibi bu kilise kesme taştan yapılmıştır. Ancak bun un üzerine Rıdvaniye (Rızvaniye) Camisi ve Medresesi yapılmış, bu kilise ile ilgili hiçbir kalıntı günümüze gelememiştir.

Meryem Ana Kilisesi (Merkez)
Şanlıurfa Halil’ür Rahman Gölü’nün güneybatı köşesinde bulunan Halil’ür Rahman Cami ve Külliyesi’nin bulunduğu yerde Meryem Ana Kilisesi bulunuyordu. Bu kilise Urbisyus’un maddi katkıları ile Monofistler tarafından 504 yılında yapılmıştır. Bu kilisenin üzerine XIII. Yüzyılda Halil’ür Rahman Camisi yapılmış, kilise ile ilgili hiçbir kalıntı günümüze gelememiştir.

Hıristiyanlar Kilisesi (Merkez)
Şanlıurfa’da Hz.İbrahim’in doğduğu iddia edilen mağara ve yanındaki Mevlid-i Halil Camisi’nin yerinde Seleukoslar döneminde bir mabet bulunuyordu. MS.150 yıllarında bu mabedin üzerine Erken Hıristiyan dönemi kiliselerinden olan Hıristiyanlar Kilisesi yapılmıştır. Bu kilisenin mimari yapısı ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre 201-203 yıllarında bu kilise sel baskını nedeni ile harap olmuştur. Piskopos Qona 313 yılında bu kilisenin üzerine katedral inşasının yapımına başlamıştır. Ondan sonra Piskoposluk görevini üstlenen Sa’ad tarafından katedralin yapımı tamamlanmıştır. Piskopos Aitallaha 327-328 yıllarında katedralin doğu tarafına yeni ekler yaptırmış ve kiliseyi genişletmiştir. Piskopos Hiba’nın yerine geçici olarak gelen Piskopos Nona Qona 448’de katedrale bir de şapel eklemiştir. Bizans döneminde ise Melkit piskoposu Amazonius imparatorun isteği ile bu katedralin üzerine Ayasofya Kilisesini yaptırmıştır.
Yörenin İslâm egemenliği altına girmesinden sonra bu yapılar ortadan kalkmış ve yerine Mevlid-i Halil Camisi ve türbesi yapılmıştır.

Aziz Sergius (Şemun) Kilisesi (Viranşehir)
Şanlıurfa Yeni Hal yakınında bulunan Circis Peygamber Camisi’nin olduğu yerde V.yüzyılda Piskopos Hiba tarafından yaptırılan Şehit Sergius Kilisesi bulunuyordu. Sonraki yıllarda bu kilise Aziz Sergius ve Aziz Şemun ismini almıştır.
Kilisenin naosunun doğusundaki payelerden güneydekinin üzerinde Süryanice, kuzeydekinin üzerinde de Arapça birer kitabe bulunmaktadır. Bu kitabelerin her ikisi de 1844 yılında yazılmıştır.
Doğudaki paye üzerinde bulunan kitabede;
“Bu Şehit Aziz Circis Kilisesi, 2156 Yunan yılında (m. 1844), Antakya Piskoposluğu'nun Patriği Elias II. Aryana adındaki Aziz İgnatius'un günlerinde ve Urfa Piskoposluğu'nda oturan Kudüslü Abraham'ın günlerinde, M'nin ilgisiyle Merhum Hacı Monufar'ın oğlu A..tho ve dindar Süryâni halkın katılımıyla yapılmıştır. Allah onların ecirlerini adil ve sadıklarla kabul etsin, amen ve amin.”
Kuzeydeki payede yer alan Arapça kitabede ise;
“Bu kilise, zamanın sultanlarının genç sultanı, İslâm dininin yardımcısı, Sultan ve Hakan Abdülmecid Han'ın iradesiyle - Allah onun mülkünü sürekli etsin-; himmet sahibi Müşir-i Ekrem Salih Vechi Paşa zamanında - Allah onun dostluğunu devam ettirsin - ve Kaymakam daire¬sinin vekili Bahri Paşa'nın kaymakamlığı zama¬nında - Allah onun ikbalini arttırsın - ve Çerkez Hüseyin Ağa'nın memuriyetiyle- Allah onun kad¬rini arttırsın - 1260 yılı Recep ayında (Temmuz 1844) tamamlanmıştır” yazılıdır.
Kilise Şanlıurfa surlarının dışında bulunmasından ötürü Arap saldırılarına uğramış ve 503-580 yıllarında Sasaniler tarafından yıkılmıştır.
Kilise üç nefli bazilika planında olup, nefler birbirlerinden sekizgen şekilde üçer paye ile ayrılmıştır. Neflerin üzeri doğu ve batı yönünde dörder çapraz tonozla örtülmüştür. Batı yönündeki kilisenin girişinde üzerleri çapraz tonozla örtülü üçer bölümlü iç ve dış narteksler bulunmaktadır. Ayrıca iç narteksin üzerine de gynakaion denilen kadınların yapılan ayinleri izledikleri bir bölüm eklenmiştir.

Aziz Paulus-Aziz Petrus (Reji) Kilisesi (Merkez)
Şanlıurfa Elli Sekiz Meydanı’nda Nimetullah Camisi’nin yakınında bulunan kilisenin kitabesinden öğrenildiğine göre, Patrik II.Yakup ve Metropolit Aziz Gregorius döneminde, 1861’de Süryaniler tarafından yaptırılmıştır. Kilise, Hz. İsa’nın iki havarisi¬nin anısına inşa edildiğinden onların ismini taşımaktadır. Urfalı Süryanilerin 1924 yılında Halep’e göç edişlerine kadar kilise ve okul olarak kullanılmıştır.
İç mekâna giriş kapısı üzerinde Süryanice yapım kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:
“Bütün dünya sana tapar, diz çöker ve her dil adına şükreder. Salih kişilerin girdikleri Allah'ın evi olan bu kutsal Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi, Patrik II. Yakub ve Metropolit Mar Gregorius David döneminde, mü'min Süryâni-Yakubi halkının yardımıyla 2112 Yunan ş yılında inşa edildi. Rab, katkısı olan herkesi mükâfatlandırsın.”
Kilise 1924 yılında Tekel İdaresi’ne verilmiş ve burası tütün işleme fabrikası olarak kullanılmıştır. Bundan sonraki yıllarda şaraplık üzüm deposu olmuştur. Fransızcada tekel sözcüğünün karşılığı Regie (Reji) oluşundan ötürü de burası Reji kilisesi olarak anılmıştır.
Kilise 1998 yılında restore edilmiş, bahçesinden ve duvarlarından çıkarılan Süryani dilinde yazılı 7-8 mezar taşı da bugün Şanlıurfa Müzesi’nde sergilenmektedir. Restorasyon sonrasında Halıcılık Kursu Atölyesi olarak kullanılan yapı, Şanlıurfa çevre düzenleme ve restorasyon kapsamında 2002 yılında restore edilmiş ve Gençlik Kültür Merkezi’ne dönüştürülmüştür.

Aziz Stephan Kilisesi (Merkez)
Şanlıurfa Yıldız Meydanı’nda bulunan Aziz Stephan Kilisesi’nin yapıldığı tarih kesinlik kazanamamıştır. MS.435-436 yıllarında ölen Piskopos Rabula bu kiliseyi eski bir sinagogdan dönüştürmüştür. Kilisensin kırmızı renkteki mermer sütunlarından ötürü de Kızıl Kilise olarak isimlendirilmiştir. Zengiler döneminde 1170-1175 yıllarında kilisenin olduğu yere bugünkü Ulu Cami yapılmıştır. Kiliseden arta kalan Çan Kulesi caminin minaresi ve Saat Kulesi olarak değerlendirilmiştir.

Fırfırlı Kilise (12 Havari Kilisesi) (Merkez)
Şanlıurfa Ali Fuat Bey Caddesi’nde (Yeniyol) bulunan Oniki Havari Kilisesi’nin yapım tarihi bilinmemektedir. Bunu belirten kitabesi ve herhangi bir belgeye rastlanmamıştır. Kilise mihrap üzerindeki bir kitabeden anlaşıldığına göre 1956 yılında camiye çevrilmiştir. Kilisenin taş bezemelerinden ötürü de halk arasında Fırfırlı Cami olarak anılmıştır.
Kilise kesme taştan, üç nefli bazilika plan düzeninde yapılmıştır. Yapının batı cephesi ile köşe kulelerinde son derece güzel bir taş işçiliği görülmektedir. Naosun orta nefi kubbe ile yan nefler de dörder çapraz tonozla örtülmüştür. Bunlardan orta nef daha geniş olup, üzerini örten kubbenin yüksek kasnağı üzerindeki 24 pencere içerisini aydınlatmaktadır. Yapının kubbe ve tonozlarında bazalt taşı, mukarnas başlıklı sütun ve kemerlerinde de kesme taş kullanılmıştır. Kilisenin dikkati çeken yönlerinden birisi de yarım sütunlar ile dış cephelerdeki taş duvarda bulunan bezemelerdir.
Kilise camiye çevrilmeden önce bir süre cezaevi olarak kullanılmıştır.

Rahibeler Kilisesi (Merkez)
Şanlıurfa Elli Sekiz Meydanı, Şeyh Saffet Tekkesi’nin doğusundaki çıkmaz sokak içerisinde bulunan bu kilise 1883 yılında yöreye gelen gezici misyoner rahibeler için yaptırılmıştır. Kilise aynı zamanda da ikametgâh olarak kullanılmıştır.
Kesme taştan yapılan kilisenin üzeri kırma çatı ile örtülüdür. Urfa evlerine yapı olarak benzerlik göstermektedir.

Germuş (Dağeteği) Kilisesi (Merkez)
Şanlıurfa il merkezine 10 km. uzaklıktaki Germuş Köyü’ndeki kilisenin yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XIX.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan kilisenin girişinde yapı boyunca yükselen üç sivri kemerli bir cephe görünümü bulunmaktadır. Üzeri düz toprak dolgu damla örtülüdür. Apsis önünde küçük bir kubbesi bulunmaktadır. İbadet mekânı üç nefli bazilika planındadır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla kısmen özelliğinden uzaklaşmıştır.

Deyr Yakub (Yakub Manastırı) (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde bulunan Eyyup Peygamber makamının 4 km. batısındaki yüksek bir dağın tepesinde bulunan bu manastır MÖ. I.yüzyılda Edessa Kralı Abgar Manu’nun oğlu Aryu’nun ailesi için yaptırdığı mezarlar arasındadır. Halk arasında burası Nemrud’un Tahtı veya Cin Değirmeni olarak isimlendirilmiştir.
Bazı kaynaklarda manastır olarak geçen, doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı iki katlı bir yapıdır. Bu yapının zemin katında üç katlı anıt mezarlar bulunmaktadır. Edessa krallarının gömülü olduğu sanılan zemin katındaki mezar odası büyük ölçüde blok taşlardan yapılmıştır. Girişin sol tarafındaki duvara da bir kuş figürü işlenmiştir. Bu figür ruhun bir kuş gibi uçup gitmesini sembolize etmektedir. İslâm dönemine ait birçok mezarda da bu figüre rastlanmaktadır.
Büyük yapının zemin katında üç mezar odası bulunmaktadır. Bunlar Manu’nun oğlu Şaredu’nun karısı Ameşşemeş’in mezarı ile bağlantılıdır. Büyük yapının kuzeyindeki dikdörtgen planlı üç katlı anıt mezarın doğu cephesindeki Grekçe ve Süryanice yazılı kitabede; “Ma‘nu oğlu Şaredu'nun karısı Ameşşemeş” yazılıdır.
Bu hanedanın MÖ.I.yüzyılda yaşadığı bilindiğine göre, mezarların da Hıristiyanlık dönemi öncesine ait oldukları anlaşılmaktadır. Bu mabet Suruçlu Aziz Yakup (451-521) zamanında manastır olarak kullanılmış ve bu yüzden de Deyr Yakup (Yakup Manastırı) olarak tanınmıştır. Halk arasında, Yakup Peygamber’in burada kaldığına inanıldığından ötürü de bu isimle anılmıştır.

Tella Martyrionu (Viranşehir)
Şanlıurfa Viranşehir ilçesinde bulunan Tela Martyrionu bölgedeki Bizans döneminde yapılmış en büyük Hıristiyan yapılarından birisidir. Büyük bir nekropol alanının ortasına yapılan bu yapının yöredeki önemli bir aziz için 4-5. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır. Bazı iddialara göre de; Viranşehir’de doğan sonra da Monofizit Süryani cemaatini (Yakubilik) dağınık halden bir araya toplayan, Tibeloyo (evrensel metropolit) unvanına kadar yükselen 578’de Mısır’da ölen ve cesedi 622’de Viranşehir’e getirilen Mar Yakub’un gömüldüğü Fisilte Manastırı burasıdır.
Martyrion bazalt taşından ve kesme taştan sekizgen planlı bir yapıdır. Üzeri 34.50x32.00 m. ölçüsünde sekiz paye üzerine oturtulmuş bazalt taşından bir kubbe ile örtülmüştür. XX.yüzyılın başlarına kadar iyi bir durumda gelen bu yapıdan günümüzde sadece bir payesi ayaktadır. Çevresinde yapılan araştırmalarda çok sayıda mozaik parçasının bulunuşu yapının zengin bir mozaik süslemesi olduğunu göstermektedir.

Çardak Manastırı (Merkez)
Şanlıurfa il merkezinde Dery Yakub Manastırı yakınında, dağlar üzerinde bulunan bu manastır ile ilgili kalıntılara rastlanmıştır. Manastırın V.yüzyılda inzivaya çekilen keşikler için yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze gelebilen kalıntılarından planını çıkarmak mümkün olamamıştır. Bununla beraber çevresinde çok sayıda sarnıç ve kaya mezarı bulunmaktadır.

Norhut Kilisesi (Halfeti)
Şanlıurfa ili Halfeti ilçesi, Norhut Köyü’nde bulunan bu kilise V.yüzyılda Bizans döneminde yapılmış, üç nefli bir bazilikadır.
Bazilika kesme taştan yapılmış, naosu iki sıra sütunla üç nefe ayrılmıştır. Yuvarlak apsisin iki yanında postoforion (papaz hücreleri) bulunmaktadır. Üzeri kırma çatı ile örtülmüştür. Günümüzde harap bir durumdadır.  
 
Okunma: 714

Anasayfa | Güzeller | Karikatürler | Oyunlar | Pc Oyunları | Cep Telefonları | Taş Taşlar |İletişim | Reklam İstanbul Rehberi | Ankara Rehberi | İzmir Rehberi | Bursa Rehberi | Antalya Rehberi Haberler Haberler

Copyright © 2006 - 2011, Melegim.Net, Herşey Seninle Başladı.  |  Aşk Sevgi |  Gizlilik ilkesi |  Site Map  |  Site Haritası  |  Slow Türk - slow türk dinle